Eğitim Bilimleri Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 316
  • Öğe
    Kurumsal depresyon ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide örgüt temelli benlik saygısının düzenleyici rolü
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Öner, Cansu Özge; Tonbul, Yılmaz
    Bu çalışma, öğretmenlerin kurumsal depresyon algılarının psikolojik iyi oluşları ile olan ilişkisinde örgüt temelli benlik saygısının düzenleyici rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, betimsel nitelikte ilişkisel tarama modelinde, nicel yöntemlerle yürütülmüştür. Evreni, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İzmir ilinin Balçova, Bornova, Karabağlar, Konak, Karşıyaka ve Narlıdere ilçelerinde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında olasılıksız örnekleme tekniklerinden uygun örnekleme yöntemi kullanılarak 406 öğretmenden gönüllük esasına dayalı olarak veri toplanmıştır. Veri toplama sürecinde "Kişisel Bilgiler Formu", "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği", "Örgüt Temelli Benlik Saygısı Ölçeği" ve "Okulda Örgütsel Depresyon Ölçeği" kullanılmış; veriler SPSS 26.0 paket programı ve Mplus 8.6 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın verilerinin analizi için normallik varsayımı test edilmiş, ardından demografik değişkenlerle olan dağılımlar incelenirken Mann Whitney-U testi, psikolojik iyi oluş, örgüt temelli benlik saygısı ve kurumsal depresyon değişkenleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi için regresyon analizleri uygulanmıştır. Regresyon analizlerinde, psikolojik iyi oluş ve örgüt temelli benlik saygısının kurumsal depresyonu negatif yönde yordadığı belirlenmiştir. Ayrıca etkileşim teriminin anlamlı bulunması örgüt temelli benlik saygısının düzenleyici rolünü doğrulamaktadır. Modelin açıklama gücü %6,9'dur Bu sonuç, örgüt temelli benlik saygısı yüksek olan öğretmenlerde, psikolojik iyi oluşun kurumsal depresyon üzerindeki azaltıcı etkisinin anlamlı olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, öğretmenlerin kendilerini örgütleri içinde değerli hissetmeleri, psikolojik iyi oluşlarının kurumsal depresyonu azaltıcı etkisini güçlendirmektedir. Bu durum, öğretmenlerin görev yaptıkları örgüt içinde değer görme algılarının artırılmasının hem bireysel hem de kurumsal açıdan önemini ortaya koymaktadır.
  • Öğe
    Risk nedir? 60-72 ay yaş grubu çocuklarının ve ebeveynlerinin risk algılarının incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Yıldırım, Celil; Seyhan, Gamze Bilir
    "Risk" kavramı, erken çocukluk dönemi bağlamında sıkça fiziksel boyutuyla ve oyun kavramı ile birlikte çalışma konusu edinilmektedir. Ancak çok boyutlu bir kavram olan riskin, gelişim açısından oldukça kritik bir zaman aralığı olan erken çocuklukta, oyundan çok daha geniş bir kapsamda ele alınması da önemli bir gerekliliği oluşturmaktadır. Bağımsız bir anaokulunda 60-72 ay yaş grubunda yer alan ve okul öncesi eğitimi almakta olan 17 çocuk ile 11 ebeveynin çalışma grubunu oluşturduğu bu araştırmada, oyunla sınırlı olmayacak şekilde risk kavramının bilişsel, duygusal, fiziksel ve sosyal alt boyutlarının çocuklar ve ebeveynler tarafından nasıl algılandığının incelenmesi amaçlanmıştır. Fenomenolojik (olgubilim) desende yürütülen çalışmada, bireysel, yarı yapılandırılmış görüşmeler ile veri toplama süreci yürütülmüştür. Çocuklarla olan görüşmelerde kullanılan risk alt boyutlarına yönelik yaratılan senaryolar yapay zeka destekli araçlarla görselleştirilmiş; ebeveynlerle yapılan görüşmelerde ise demografik bilgiler ve görüşme soruları aracılığıyla veriler toplanmıştır. Çalışmanın bulguları; çocuklarda -üç ana tema doğrultusunda- risk boyutlarının algılanmasında somuttan soyuta doğru ilerleyen bir örüntüyü, risk algısını şekillendirebilen unsurları ve risk algısının, çocukların olası risk almaya yönelik durumlarını nasıl yapılandırdığını ortaya koymaktadır. Çocukların; görünür, fiziksel riskleri daha kolay algılamaktayken, soyutlaşan risklere karşı algılarının düşük farkındalık düzeyinde kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte kız çocukların sosyal destek arayışına ve erkek çocukların temkinlilik çerçevesinde risk almaya olan yatkınlığa sahip olduğu görülmüştür. Ebeveynler açısından bakıldığında ise bulgular yine üç ana tema ekseninde öne çıkan risk tanımlarına ve ebeveynlik anlayışları doğrultusundaki tutumlarına ve diğer kişisel özelliklere işaret etmektedir. Riskli durumlarda annelerin babalara göre daha koruyucu bir tutuma sahip olduğu, ebeveynlerde risk içeren durumlara karşı eğitsel ve stratejik düşünme niteliklerinin öne çıktığı görülmüştür.
  • Öğe
    Okul öncesi dönemde çocukların fiziksel okuryazarlık düzeylerinin incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Başlı, Gülşen Akıncı; Sönmez, Sibel
    Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemdeki çocukların fiziksel okuryazarlık düzeylerini belirlemektir. Araştırma, Ankara ili Polatlı ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı dokuz farklı anaokulunda öğrenim gören 48-78 ay arası toplam 300 çocuk ile yürütülmüştür. Çocuklarla gerçekleştirilen uygulamalar için gerekli etik ve yasal izinler alınmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden bağlantısal (ilişkisel) model kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında Avustralya'da geliştirilen "Fiziksel Okuryazarlık Anketi"nin Türkçeye uyarlanmış formu kullanılmıştır. Anketin Türkçeye uyarlama süreci alan uzmanlarının görüşleri doğrultusunda gerçekleştirilmiş, dil geçerliği sağlandıktan sonra yapı geçerliği ve güvenirlik analizleri (faktör analizi dâhil) yapılmıştır. Analiz sonuçları, ölçeğin dört alt boyut (fiziksel, bilişsel, sosyal ve psikolojik) altında tutarlı bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Araştırmanın bulgularına göre, fiziksel boyut ile psikolojik boyut arasında düşük düzeyde pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, kız çocuklarının sosyal boyuta ilişkin yanıtlarının erkek çocuklarına göre daha olumlu eğilimler gösterdiği belirlenmiştir. Bilişsel boyut ile psikolojik boyut arasında düşük düzeyde pozitif ilişki saptanmış, çocukların fiziksel etkinliklere yönelik farkındalıklarının ve öz değerlendirme becerilerinin arttıkça fiziksel aktiviteye katılım motivasyonlarının da yükseldiği görülmüştür. Genel olarak, çocukların fiziksel okuryazarlık düzeyleri arttıkça fiziksel öz yeterlik algılarının da güçlendiği belirlenmiştir. Bu sonuç, erken çocukluk döneminde fiziksel okuryazarlığın yalnızca motor becerilerin kazanımıyla sınırlı olmadığını; aynı zamanda bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimle de yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma bulguları, okul öncesi dönemde fiziksel okuryazarlık temelli etkinliklerin çocukların çok yönlü gelişimini desteklediğini ve fiziksel öz yeterliklerinin artmasına katkı sağladığını göstermektedir. Bu doğrultuda, okul öncesi eğitim ortamlarında fiziksel okuryazarlığı geliştirmeye yönelik etkinliklerin sistematik biçimde yer alması önerilmektedir.
  • Öğe
    Öğretmen adaylarının dijital oyun oynama motivasyonu ile akademik erteleme davranışı arasındaki ilişki
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Köprülü, Gonca Nur; Nebioğlu, Beril Ceylan
    Bu çalışma, öğretmen adaylarının dijital oyun oynama motivasyonu ile akademik erteleme davranışı arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu kapsamda, dijital oyun oynama motivasyonu ve akademik erteleme davranışı değişkenleri birlikte ele alınmıştır. Dijital oyunların bireylerin zaman yönetimi, öz düzenleme ve akademik tutumları üzerindeki etkileri göz önünde bulundurulduğunda, bu iki değişken arasındaki ilişkinin incelenmesi önemli görülmektedir. Araştırma, ilişkisel tarama modeli doğrultusunda yürütülmüş ve 2024–2025 öğretim yılında Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğrenim gören 490 öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama sürecinde kişisel bilgi formu ile birlikte DOOM ve AED kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson korelasyon analizlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular, AED ile DOOM arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığını göstermektedir. Cinsiyete göre yapılan analizler, dijital oyun oynama motivasyonunun erkek öğretmen adaylarında daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Buna karşın, akademik erteleme davranışı cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Bölüm değişkeni incelendiğinde, akademik erteleme puanlarında anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir. Bu farklılık özellikle öğretmenlere yönelik olumsuz algı boyutunda belirginleşmekte; BÖTE öğrencilerinin bazı bölümlere göre daha yüksek puanlara sahip olduğu dikkat çekmektedir. Sınıf düzeyine ilişkin bulgular, dijital oyun oynama motivasyonunun birinci sınıf öğrencilerinde daha yüksek olduğunu göstermektedir. Buna karşılık akademik erteleme davranışında sınıf düzeyine bağlı anlamlı bir değişim saptanmamıştır. Bu bulgular, dijital oyun motivasyonunun demografik değişkenler bağlamında ele alınmasının ve öğretmen adaylarının akademik öz düzenleme becerilerini destekleyici uygulamaların önemine işaret etmektedir.
  • Öğe
    Çokkültürlü süpervizyon ile psikolojik danışma öz yeterliği arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Akkaya, Muhittin Soner; Kahraman, Hanife
    Bu araştırmanın amacı; Süpervizör Çokkültürlü Yeterlik Envanteri – Kısa Formu'nun (SÇYE-KF) psikometrik özelliklerinin test edilerek çokkültürlü süpervizyon ile psikolojik danışma öz yeterliği arasındaki ilişkide süpervizyon çalışma uyumunun ve kültürel empatinin aracılık rolünün incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda kurulan hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda sırasıyla 1327 psikolojik danışman adayı araştırmaya katılımcı olarak dâhil olmuştur. Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki bazı devlet ve vakıf üniversitelerinden (28'i devlet, 1'i vakıf) veriler toplanmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu (KBF), SÇYE-KF, Süpervizyonda Çalışma Uyumu Envanteri Kısa Formu (SÇUE-KF), Kültürel Empati Ölçeği (KEÖ), Psikolojik Danışma Öz Yeterliği Ölçeği (PDÖYÖ) ve Süpervizyon Memnuniyet Ölçeği (SMÖ) kullanılmıştır. SÇYE-KF'nin psikometrik özellikleri test edilmesi için elde edilen verilerle yapı geçerliği, ölçüt-bağıntılı geçerlik, kapsam geçerliği, madde ayırt edicilik analizi ve güvenirlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi (DFA) sonucu uyum indeksi değerleri; χ2/sd=3.44, RMSEA=.08, SRMR=.04, CFI=.94, TLI=.93 ve IFI=.94 olarak bulunmuştur. Madde ayırt edicilik analizi sonucunda t değerlerinin, 17.65 ve 27.07 arasında değiştiği saptanmıştır. SÇYE-KF'nin ölçüt-bağıntılı geçerliğe sahip olduğu belirlenmiş ve iç tutarlık katsayısı .95, test tekrar test güvenirlik kat sayısı ise .89 olarak hesaplanmıştır. Hipotetik modelin test edilmesi için elde edilen verilerle ise kullanılan ölçme araçlarına dair DFA, değişkenler arası ilişkinin belirlenmesi için pearson momentler çarpımı korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir ve hipotetik model yapısal eşitlik modeli (YEM) analizi ile test edilmiştir. DFA sonuçlarına göre uyum indeksi değerleri SÇYE-KF için χ2/sd=4.24, RMSEA=.08, SRMR=.04, CFI=.90, TLI=.90 ve IFI=.90; SÇUE-KF için χ2/sd=1.86, RMSEA=.04, SRMR=.01, CFI=.99, TLI=.99 ve IFI=.99; KEÖ için χ2/sd=3.44, RMSEA=.07, SRMR=.03, CFI=.98, TLI=.96 ve IFI=.98 ve PDÖYÖ için χ2/sd=3.45, RMSEA=.07, SRMR=.07, CFI=.88, TLI=.87 ve IFI=.88 olarak bulunmuştur. Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi neticesinde ise değişkenler arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. YEM analizi sonucuna göre ise; modelin indeks değerleri; χ2/sd=2.88, RMSEA=.06, SRMR=.03, CFI=.99, TLI=.97 ve IFI=.99 olarak bulunmuştur. Hipotetik modele ilişkin gerçekleştirilmiş YEM analizi neticesinde; süpervizör çokkültürlü yeterliğin psikolojik danışma öz yeterliği üzerinde pozitif ve anlamlı bir yordamaya sahip olduğu görülmüştür (β = .26, SH = .06, p < .001, %95 GA [.15, .37]). Süpervizör çokkültürlü yeterliğin süpervizyon çalışma uyumu (β = .56, SH = .05, p < .001, %95 GA [.49, .64]) ve kültürel empati (β = .55, SH = .03, p < .001, %95 GA [.48, .61]) üzerindeki yordamalarının da pozitif ve anlamlı olduğu belirlenmiştir. Aracı değişkenlerin sonuç değişkeni üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde, süpervizyon çalışma uyumunun (β = .19, SH = .05, p < .001, %95 GA [.09, .30]) ve kültürel empatinin (β = .34, SH = .08, p < .001, %95 GA [.23, .45]) psikolojik danışma öz yeterliği üzerinde anlamlı ve pozitif yordamaya sahip olduğu görülmüştür. Bootstrap yöntemi (5000 örneklem) kullanılarak test edilen dolaylı etkiler incelendiğinde de, süpervizyon çalışma uyumunun bu ilişkide anlamlı bir aracı değişken olduğu belirlenmiştir (β = .10, SH = .03, p < .01, %95 GA [.05, .14]). Benzer şekilde, kültürel empatinin de süpervizör çokkültürlü yeterlik ile psikolojik danışma öz yeterliği arasındaki ilişkide anlamlı bir aracı rol üstlendiği tespit edilmiştir (β = .19, SH = .03, p < .001, %95 GA [.13, .25]). Model kapsamında açıklanan varyanslar incelendiğinde, süpervizör çokkültürlü yeterliğin süpervizyon çalışma uyumundaki varyansın %32'ini, kültürel empatideki varyansın %30'unu ve psikolojik danışma öz yeterliğindeki varyansın ise %45'ini açıkladığı görülmüştür. Ayrıca süpervizör çokkültürlü yeterliğin psikolojik danışma öz yeterliği üzerindeki toplam yordamasının orta düzeyde, pozitif ve anlamlı olduğu belirlenmiştir (β = .55, SH = .04, p < .001, %95 GA [.47, .63]). Bu toplam yordamanın %45.45'inin doğrudan yordama (β = .26) üzerinden geldiği tespit edilmiştir. Dolaylı yordamalar incelendiğinde ise toplam yordamanın %52.73'ünün aracı değişkenler üzerinden gerçekleştiği görülmektedir. Bu dolaylı yordamanın %18.18'i süpervizyon çalışma uyumu (β = .10, SH = .03, p < .01, %95 GA [.05, .14]) ve %34.55'i kültürel empati (β = .19, SH = .03, p < .001, %95 GA [.13, .25]) aracılığıyla ortaya çıkmaktadır.
  • Öğe
    Düşük gelire sahip üniversite öğrencilerine yönelik geliştirilen psikolojik sağlamlık psikoeğitim programının etkililiğinin incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Turgut, Necdet; Kağnıcı, Dilek Yelda
    Bu araştırmanın amacı düşük maddi gelire sahip üniversite öğrencilerine yönelik geliştirilen psikolojik sağlamlık psikoeğitim programının öğrencilerin psikolojik sağlamlık düzeyleri üzerindeki etkililiğini incelemektir. Araştırmada ayrıca programa katılan öğrencilerin psikoeğitim deneyimine ilişkin görüşleri değerlendirilerek programın katılımcılar üzerindeki yansımalarının bütüncül bir biçimde ele alınması hedeflenmektedir. Mevcut çalışma, karma yöntem desenlerinden ardışık açıklayıcı desen temelinde yürütülmüştür. Nicel boyutta deney ve kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Katılımcı grubunu 24 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcılar deney ve kontrol gruplarına atanmış; deney grubunda yer alan öğrencilere altı oturumdan oluşan psikolojik sağlamlık psikoeğitim programı uygulanırken kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Nicel veriler, Kişisel Bilgi Formu ve Yılmazlık Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Ölçümler ön test, son test ve izleme testi olmak üzere üç adımda gerçekleştirilmiştir. Nitel aşamada ise, deney grubunda yer alan katılımcılarla odak grup görüşmesi yapılmış ve programa ilişkin öğrencilerin deneyimlerini incelenmiştir. Nicel bulgular, deney grubundaki katılımcıların psikolojik sağlamlık toplam puanlarında ön testten son teste doğru doğru yükseliş olduğunu, izleme testinde ise puanların ön test düzeyinin üzerinde kalmaya devam ettiğini göstermiştir. Bunlarla birlikte yapılan analizler sonucunda grup, zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından değerlendirildiğinde psikoeğitim programının öğrencileri psikolojik sağlamlık düzeyleri üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık oluşturmadığı belirlenmiştir. Nitel bulgular ise, katılımcıların program sonrasında farkındalık kazandıklarını, yalnız olmadıklarını fark ettiklerini, umut duygularının geliştiğini, bazı bilişsel ve davranışsal becerileri edindiklerini ve güvenli grup ortamından yararlandıklarını ortaya koymuştur. Sonuç olarak, geliştirilen psikolojik sağlamlık psikoeğitim programının nicel bulgular bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir etki meydana getirmediği; ancak nitel bulguların, katılımcıların program sürecinde psikolojik sağlamlıklarını destekleyebilecek çeşitli kazanımlar edindiklerini işaret ettikleri görülmüştür. Bu doğrultuda programın düşük maddi gelire sahip üniversite öğrencilerinin farkındalık, umut, sosyal destek algısı ve başa çıkma stratejileri açısından desteklenmesine katkı sunma potansiyeline sahip olduğu ifade edilebilir. Anahtar Sözcükler: Düşük Maddi Gelir, Karma Yöntem, Psikoeğitim Programı, Psikolojik Sağlamlık, Üniversite Öğrencileri
  • Öğe
    Mod terapisi temelli çevrimiçi psikolojik danışmanın genç yetişkin kadınlarda yakınlık korkusu, sağlıklı yetişkin modu ve terapötik çalışma uyumuna etkisi: Bir karma desen çalışması
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Tantan, Şeyma; Denizli, Serkan
    Bu çalışmanın amacı mod modeli temelli çevrimiçi bireyle psikolojik danışmanın, yakınlık korkusu odaklı ilişki problemleri yaşayan kadınların yakınlık korkusu ve Sağlıklı Yetişkin modları üzerindeki etkisini ve danışanların mod modeli temelli çevrimiçi psikolojik danışma sürecine ilişkin görüşlerini inceleyerek yakınlık korkusuyla ve genç yetişkin kadınlarla çalışan psikolojik danışmanlara ve diğer ruh sağlığı uzmanlarına faydalı olacak öneriler geliştirmektir. Araştırma, yakınsayan paralel karma desen olarak tasarlanmıştır. Nicel boyutta tek-denekli deneysel desen; nitel boyutta ise katılımcıların yaşantılarına ilişkin anlamların derinlemesine incelenmesi amacıyla fenomenolojik desen kullanılmıştır. Nicel ve nitel veriler eşzamanlı olarak toplanmış, analiz edilmiş ve ardından bulgular bütünleştirilmiştir. Katılımcılar, yüksek düzeyde yakınlık korkusu yaşadığını bildiren, yaşları 27- 30 arasında değişen, evli olmayan ve ailesinden ayrı yaşayan dört gönüllü genç kadından oluşmaktadır. Katılımcılarla 15 oturumluk mod modeli temelli bireyle psikolojik danışma gerçekleştirilmiş, her katılımcıyla 15. oturumda sonlandırma yapılmıştır. Süreç boyunca tek denekli deneysel desen kapsamında katılımcılara iki oturum arayla Kısa Şema Mod Envanteri Sağlıklı Yetişkin Modu alt boyutu, Terapötik Çalışma Uyumu Envanteri ve Çokboyutlu İlişki Ölçeğinin İlişki Korkusu/Kaygısı alt boyutu uygulanmıştır. Son oturumda tüm ölçekler son kez uygulanarak süreç sonlandırılmıştır. Nitel boyutta ise fenomenolojik desen kapsamında her katılımcıyla uygulama öncesinde deneyimledikleri yakınlık korkusuna ilişkin ayrıntılı bilgi toplamak amacıyla birer nitel ön görüşme yapılmıştır. Bunun yanında katılımcıların sürece ilişkin deneyimlerini incelemek amacıyla her oturumun ardından oturum sonu mektupları alınmış ve her katılımcıyla birer nitel son görüşme yapılmıştır. Neticede nicel veriler, katılımcıların ilişki korkusu/kaygısı puanlarının, oturumlar ilerledikçe K1 ve K2'de belirgin düşüş gösterdiğini, K3'te dalgalı fakat son oturumda düşüşe yönelen bir seyir gösterdiğini, K4'te ise dalgalı ve neticede başlangıç değerini aşan bir artış eğilimi gösterdiğini ortaya koymuştur. Nitel veriler, 'Mod Terapisi Öncesi Yakınlık Deneyimi', 'Mod Terapisinin Etkileri ve Sonuçları', 'Mod Terapisinin Süreci ve İşleyişi', 'Mod Terapisinde Danışan Olma Deneyimi ve Etkileyen Faktörler' şeklinde dört kategori altında toplanmıştır. Nitel ve nicel bulgular bir arada değerlendirildiğinde, mod-temelli müdahalenin iki katılımcıda yakınlık xv korkusunu azalttığı, bir katılımcıda gecikmeli bir olumlu etki sağlarken bir katılımcıda ise beklenen etkiyi göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, terapötik çalışma uyumunun güven ve destek sağlayıcı rolünün, terapötik ilişkide yaşanan mod tetiklenmelerini çalışmanın, yaşantısal çalışmaların ve sınırlı yeniden ebeveynlik müdahalelerinin, terapistin yargısız, sıcak, ulaşılabilir olması gibi kişilik özelliklerinin yakınlık korkusunu işlevsel bakış açılarına dönüştürmede kritik rol oynadığı; çevrimiçi psikolojik danışmanın konfor, erişilebilirlik ve zaman verimliliği, aşinalık şeklinde önemli üç avantajının olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bunların yanında tüm katılımcılarda terapötik çalışma uyumunun görev ve amaçlar alt boyutlarında daha hızlı bir yükselme görülürken, bağ boyutunun zaman içerisinde yükselip istikrar kazandığı ve bazen kırılmalar yaşanabildiği görülmüştür. Neticede, dört katılımcının verileri, Sağlıklı Yetişkin Modundaki değişimin evre yönelimli ve katılımcıya özel bir seyir izlediğine, terapötik ilişkide modları daha erken dönemde ve daha yoğun şekilde tetiklenen katılımcılarda erken dönemde sağlanan Sağlıklı Yetişkin Modu kazanımlarının uzun döneme taşınabilmesi için daha uzun süreli çalışmaya ihtiyaç olduğuna ve yakınlık korkusunun süreçte yeniden tetiklenebileceğine, terapötik ilişkide daha az veya daha geç mod tetiklenmesi yaşayan katılımcıların Sağlıklı Yetişkin Modu puanlarının kısa süreli çalışmalarda daha fazla gelişim gösterdiğine işaret etmektedir.
  • Öğe
    Ortaokul öğretmenlerinin yetkinlik temelli öğretim programlarını uygulama sürecinin incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Çorak, İzel; Bümen, Nilay
    Türkiye'de ilk ve ortaöğretim düzeyindeki birçok dersin öğretim programları 2024 yılında yenilenmiş ve yetkinlik temelli program anlayışı ile uyumlu hale getirilmiştir. Öğretim sürecinde çeşitli değişikliklerin meydana geldiği bu süreçte, öğretmenlerin yenilenen programları benimseyebilmesi için yaşadıkları endişelerin giderilmesi önem taşımaktadır. Endişe Temelli Benimseme Modeli (ETBM), herhangi bir yeniliğin uygulanması sürecinde öğretmenlerin endişelerini açıklamaya yardımcı olan analitik bir çerçeve sunmakta ve birçok ülkede program değişikliği bağlamında kullanılmaktadır. Türkiye'de bu tür çalışmaların sınırlı kalması ve konunun güncelliği göz önüne alındığında, böyle bir araştırmanın kuram ve uygulamaya katkı sunacağı düşünülmüştür. Böylece bu çalışmada, İzmir'deki ortaokullarda görev yapan farklı branşlardan öğretmenlerin (Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi) 2024 yılında yenilenen yetkinlik temelli öğretim programlarına ilişkin endişelerinin ve programları kullanım düzeylerinin belirlenmesi, bu doğrultuda karar alıcılara öneriler sunulması amaçlanmıştır. Karma yöntemin sıralı açıklayıcı deseniyle yürütülen çalışmanın nicel fazında öğretmenlerin endişelerini belirlemek üzere Endişe Aşamaları Anketi (EAA) ve kişisel bilgi formu kullanılmış (23 ilçedeki 122 ortaokuldan 528 öğretmen); nitel fazda ise öğretmenlerin yetkinlik temelli öğretim programlarını kullanım düzeylerini ele almak üzere ders gözlemleri ve bireysel görüşmeler yapılmıştır. Böylece ilk aşamadaki nicel verilerin ön analizinin ardından, farklı endişe aşamasında ve farklı demografik özelliklere (cinsiyet, yaş, branş, mesleki deneyim, eğitim düzeyi, istihdam türü, okulun yerleşim yeri) sahip, beş branştan üçer öğretmen olmak üzere toplam 15 gönüllü öğretmen nitel faza dahil edilmiştir. Nicel verilerin analizinde Endişe Aşamaları Puanlama Cetveli, ANOVA ve t-testi kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise ETBM'nin kılavuzu ile tematik analiz yöntemine başvurulmuştur. Nicel bulgular, öğretmenlerin yenilenen öğretim programlarına ilişkin bilgisel ve kişisel endişelerinin yoğun olduğunu göstermektedir. Öne çıkan bir başka bulgu ise öğretmenlerin sonuç endişesinin daha düşük düzeyde olmasıdır ve bu durum öğretmenlerin, yeniliğin öğrenciler üzerindeki etkileri konusunda daha az endişeli olduklarını göstermektedir. Ayrıca öğretmenlerin endişe aşamaları cinsiyet, yaş, branş, mesleki deneyim ve istihdam türü değişkenlerine göre farklılaşmaktadır. Erkek öğretmenler, kadınlara kıyasla daha yoğun düzeyde ilgisizlik xii gösterirken; 30–49 yaş arasındaki öğretmenler, diğer yaş gruplarına göre daha fazla kişisel endişe yaşamaktadır. Bununla birlikte 5–15 yıl arası mesleki deneyime sahip öğretmenlerin, daha yüksek düzeyde kişisel ve iş birliği endişesi taşıdığı ve 16–20 yıl arası deneyime sahip öğretmenlerin daha yüksek düzeyde yönetim ve yeniden odaklanma endişesi yaşadığı belirlenmiştir. Ayrıca kadrolu öğretmenler, ücretli öğretmenlere göre daha yüksek düzeyde endişe taşımakta; Türkçe öğretmenleri, diğer branşlara göre daha çok yönetim endişesi hissetmektedir. Öğretmenlerin eğitim düzeyine göre anlamlı bir fark saptanmazken, kırsal bölgelerdeki öğretmenlerin bilgisel endişeleri, il merkezindekilere kıyasla daha yüksektir. Öğretmenlerin yenilenen öğretim programlarını kullanım düzeyleri ile ilgili bulgular, programların çoğunlukla mekanik düzeyde uygulandığını ortaya koymaktadır (n = 8); bu da programların planlı ve sistematik bir yapıdan ziyade, yüzeysel ve yönetimsel odaklı bir şekilde, deneme-yanılma biçiminde uygulandığını göstermektedir. Ayrıca altı öğretmenin rutin kullanım düzeyinde ve bir öğretmenin de iyileştirme düzeyinde uygulama yaptığı belirlenmiştir. Rutin kullanım düzeyindeki öğretmenlerin, programı büyük ölçüde yerleşik bir uygulama düzeni içinde, sınırlı ya da hiç değişiklik yapmadan sürdürdükleri; iyileştirme düzeyindeki öğretmenin ise öğrenci öğrenmelerini artırmak amacıyla program üzerinde bilinçli değişiklikler (uyarlamalar) yaptığı görülmektedir. Nitel bulgular, öğretmenlerin program kullanım düzeyleriyle çeşitli bağlamsal faktörlerin (zaman kısıtlılığı, fiziksel koşullar ve altyapı, öğrencilerle, öğretmenlerle ve sistemle ilgili faktörler, destek ve iş birliği) bağlantılı olduğunu ancak demografik özelliklerin daha sınırlı bir role sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Son olarak katılımcılar öğretim programlarının ve sınıf içi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik olarak ders kitabı tasarımı, öğrenme ortamları ve materyalleri, eğitim paydaşları, makro düzeyde düzenlemeler ve meslektaşlara ilişkin önerilerde bulunmuştur. Bu bulgulardan hareketle, öğretmenler için değişim sürecini kolaylaştırmak ve yenilenen öğretim programlarının sınıf ortamlarında başarıyla uygulanmasını sağlamak üzere çeşitli öneriler sunulmuştur.
  • Öğe
    Üretken yapay zekâların sanat eğitiminde kullanımına yönelik görsel sanatlar öğretmeni görüşlerinin incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Şenol, Betül İclal; Boztaş, Ekin
    Sanat eğitimi uygulamanın ön planda olduğu, bireyin duyguları, aklı, sezgileri ve tecrübeleri doğrultusunda kendi benliğini eserinde keşfettiği biricik bir alandır. Görsel çıktı üretebilen üretken yapay zekâların yaygınlaşmasıyla sanatçıların ve sanat eğitimcilerinin görüşleri değerli hâle gelmiştir. Bu araştırmada üretken yapay zekâların görsel sanat eğitiminde etkili ve etik kullanımına yönelik Ege Bölgesi'nde yer alan 10 Güzel Sanatlar Lisesinden 10 görsel sanatlar öğretmeniyle görüşülmüştür. Yarı yapılandırılmış görüşme aracı kullanılarak elde edilen bulgular betimsel analiz tekniğiyle incelenmiştir. Araştırma neticesinde katılımcıların üretken yapay zekâyı bir araç ve asistan olarak değerlendirdikleri, yapay zekânın sanatsal yaratım süreçlerinde üslup, teknik ve fikir seçeneklerini keşfetmede kullanılabilme potansiyeliyle sanat eğitiminde yer edinebileceği görülmüştür. Hızlı ve pratik bir deneyim sunan yapay zekâların öğretmene zaman kazandırarak öğretim sürecini hızlandırabileceği öngörülmektedir. Tekrarlayan ve monoton görevleri yapay zekâ sis-temlerin üstlenmesiyle öğretmenlerin kendi gelişimlerine ve öğrencilerine daha fazla vakit ayırabilecekleri düşünülmektedir. Yapay zekânın öğretmenlik mesleğini temelden değiştiremeyeceği ve öğretmenin okuldaki sosyal rolünün aynı kalacağı ifade edilmektedir. Bireyi sosyalleştirmeye ve toplumsal yönden geliştirmeye yönelik beceriler daha önemli hâle gelmiştir. Ayrıca katılımcılar tarafından bu teknolojilerin bilinçsiz kullanımının bilişsel ve teknik becerilerde körelmeye yol açabileceği, kopya çekme ile tembellik gibi istenmeyen davranışları tetikleyebileceği, bu nedenlerle dikkatli kullanılmaları gerektiği vurgulanmıştır. Eğitim-öğretim sürecinde yapay zekâ sistemlerinin alacağı kararların denetime tabi olması gerektiğinin altı çizilmiştir. Yapay zekâ araçlarının sanat eğitiminde etik bir şekilde kullanılabilmesinin genel yapay zekâ etik ilkelerine uyulmasının yanı sıra öğretim elemanlarının rızasıyla mümkün olduğu ifade edilmiştir. Katılımcıların üretken yapay zekânın görsel sanatlar eğitimine entegrasyonuna yönelik endişeler taşıdığı, sanatsal yaratım süre-cinde özgün üretimin ve kişisel emeğin yerinin doldurulamayacağı yönünde hemfikir olduğu tespit edilmiştir. Bulgular ile literatür birlikte değerlendirildiğinde yapay zekâ araçlarının etkili ve etik bir biçimde kullanılabilmesi için nitelikli bir sanat eğitiminin büyük öneme sahip olduğu görülmektedir. Bu sebeple öğretmen ve öğrencilerin yapay zekânın etkili ve etik kullanımına ilişkin bilgilendirilmesi gerektiği, bununla birlikte bu teknolojinin nihai kullanımının bireyin kendi inisiyatifine bırakılmasının yerinde olacağı düşünülmektedir.
  • Öğe
    Lise öğrencilerinin gölge eğitim deneyimleri ve akademik engelleri yönetme becerisi üzerine bir çalışma
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Ersoy, Nurser; Bümen, Nilay
    Bu araştırma, lise öğrencilerinin gölge eğitime katılımlarının ve akademik engelleri yönetme becerilerinin sınıf düzeyi, cinsiyet, okul türü, sosyoekonomik durum ve boş zaman etkinlikleri gibi demografik değişkenlere göre nasıl farklılaştığını ve bu iki değişkenin aralarında nasıl bir bağlantı olduğunu incelemektedir. Karma yöntemin sıralı açıklayıcı deseniyle, İzmir'in dokuz merkez ilçesindeki Anadolu ve Fen liselerinde (N=24) öğrenim gören 782 öğrenciye tabakalı rastgele örnekleme ile ulaşılarak nicel veriler toplanmış, nitel aşamada ise bu gruptan amaçlı örneklemeyle seçilen 28 öğrenciyle yüz yüze ve çevrimiçi görüşmeler yapılmıştır. Veriler, gölge eğitim deneyimleri anketi, akademik engelleri yönetme becerisi ölçeği ile gölge eğitime katılan ve katılmayan öğrencilere yönelik yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla toplanmıştır. Analiz sürecinde nicel veriler için bağımsız gruplarda t-testi, ANOVA ve Ki-Kare, nitel veriler için ise tematik analiz uygulanmıştır. Çalışmanın ilk bulguları, lise öğrencilerinin genel toplamda %51,2'sinin gölge eğitime katıldığını ve katılımın sınıf düzeyi yükseldikçe arttığını (12. sınıfta %68,3), daha varlıklı ve iyi eğitimli ailelerden gelen Fen Lisesi öğrencilerinin lehine anlamlı farklılıklar görüldüğünü, matematik dersine yüksek talep olduğunu ve grup temelli öğretimin daha çok tercih edildiğini göstermektedir. Öğrencilerin akademik engelleri yönetme becerisine yönelik bulgular sırasıyla özgüven, hedeflere bağlılık ve kontrol boyutlarında en yüksek puanlara sahiptir. Buna karşın, koordinasyon (planlama) ve soğukkanlılık (stres yönetimi) boyutları öğrencilerin en çok zorlandıkları alanlar olarak en düşük seviyede saptanmıştır. Akademik engelleri yönetme becerisinin ailenin eğitim ve gelir düzeyine, aileden alınan akademik desteğe veya öğrencilerin boş zaman etkinliklerine göre değişmediği ortaya konmuştur. Ancak sınıf düzeyi ilerledikçe öğrencilerin hedefe bağlılık ve soğukkanlılık puanlarında anlamlı bir düşüş, kontrol puanlarında ise artış görülmüştür. Ayrıca erkek öğrencilerin kızlara kıyasla stres altında daha soğukkanlı kalabildikleri, akademik seçiciliği yüksek olan Fen ve Tip A (sınavla öğrenci alan) Anadolu liselerindeki öğrencilerin ise hedeflere bağlılık ve soğukkanlılık boyutlarında Tip B Anadolu lisesine (sınavsız) göre daha yüksek puanlara sahip oldukları belirlenmiştir. Bununla birlikte, gölge eğitime katılmanın öğrencilerin akademik engelleri yönetme becerisinin alt boyutlarında (bağlılık, soğukkanlılık, özgüven, koordinasyon, kontrol) istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmadığı saptanmıştır. Sadece spesifik branş ve ders saati yoğunluğunun rolü olmuştur: Fen Bilimlerinde (Fizik, Biyoloji vb.) düzenli gölge eğitime katılmak öğrencinin soğukkanlılığını artırırken, Matematik ve Tarih branşlarında haftada dört saat ve üzerindeki gölge eğitim programları, öğrencilerin hedeflere bağlılık düzeylerini anlamlı derecede düşürmüştür. Nicel ve nitel verilerin bütünleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan "yakınsayan sonuçlar, ayrışan mekanizmalar" örüntüsü bulguların en çarpıcı noktasıdır: Gölge eğitime katılan öğrenciler planlama ve soğukkanlılıklarını dershane ya da özel ders gibi dışsal değişkenlerin yardımıyla yönetirken, gölge eğitime katılmayan öğrenciler aynı becerilere özdüzenleme kapasiteleri, metodolojik özerklikleri ve akran desteği (ilişkisel duygu düzenleme) gibi yollarla ulaşmaktadır. Sonuç olarak bulgular, gölge eğitimin öğrencilerin sınav ve akademik süreçlerindeki anlık kaygılarını bastıran geçici bir tampon işlevi gördüğünü, ancak akademik engelleri yönetme becerisine kalıcı bir şekilde katkı sunmadığını göstermektedir. Öğrenme sorumluluğunun tamamen dışsal desteklere devredildiği yoğun gölge eğitimin, öğrencilerin öğrenme sürecindeki kontrolünü ve özerkliğini zayıflatarak zihinsel bıkkınlığa zemin hazırlama potansiyeli taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu çalışma, öğrencilerin akademik engelleri aşma gücünün ticari dış desteklerle (gölge eğitim) satın alınamayacağını, asıl ihtiyacın okullardaki pedagojik iklimin güçlendirilmesi, öğrencilere zaman yönetimi becerisi kazandırılması ve özdüzenleme becerilerinin desteklenmesi olduğunu ortaya koymaktadır.
  • Öğe
    İngilizce öğretiminde öğrenme imecesi modelinin öğrenci ve öğretmen öğrenmeleri açısından incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Yedigöz Kara, Zehra; Bümen, Nilay
    Türkiye'de İngilizce öğretiminde kuram ile uygulama arasındaki boşluk, kısa süreli ve kuramsal bilgi aktarımına dayalı mesleki gelişim etkinliklerinin sınıf içi uygulamaları dönüştürmede yetersiz kalmasına neden olmakta; bu durum öğretmenler için sınıf temelli, iş birlikli, sürekli ve kanıta dayalı mesleki gelişim modellerine duyulan ihtiyacı daha da görünür hale getirmektedir. Bu bağlamda varyasyon kuramı temelli öğrenme imecesi, söz konusu ihtiyaca yanıt verebilecek bir mesleki gelişim modeli olarak öne çıkmaktadır. Ancak öğrenme imecesi Türkiye'de henüz uygulanmamış olup, uluslararası alan yazında da öğretmen öğrenmesini sistematik biçimde inceleyen ve İngilizce öğretiminde iletişimsel yeterliliğe odaklanan çalışmalar sınırlı düzeydedir. Bu kapsamda çalışma, öğrenme imecesinin İngilizcenin iletişimsel öğretimine katkılarını, süreçte ortaya çıkan öğretmen öğrenmelerini Bağlantılı Mesleki Olgunlaşma (BMO) modeli çerçevesinde bireysel ve kolektif düzeyde incelemeyi ve modelin Türk eğitim sistemi bağlamında okul temelli mesleki gelişim faaliyeti olarak uyarlanmasına ilişkin çıkarımlar geliştirmeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırmalarda kullanılan çoklu iç içe geçmiş durum deseni ile yürütülen çalışmanın katılımcılarını, bir devlet lisesinde görev yapan dört İngilizce öğretmeni ve 9. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Eğitim oturumlarıyla başlayan çalışma, iki öğrenme imecesi kapsamında gerçekleştirilen beş araştırma dersi ve 12 takım toplantısını içermektedir. Birinci öğrenme imecesinde "betimleyici paragraf yazma" hedeflenen öğrenmesi "genelleme" varyasyon biçimiyle üç döngüde, ikincisinde ise "öğüt içeren paragraf yazma" hedeflenen öğrenmesi "zıtlık" varyasyon biçimiyle iki döngüde uygulanmıştır. Veri toplama sürecinde erişi testleri (ön test-son test uygulamaları), çalışma kağıtları, araştırma dersi video kayıtları, öğretmen günlükleri, takım toplantısı kayıtları, yarı yapılandırılmış görüşmeler, araştırmacı alan notları ve öğrenci-öğretmen anketleri kullanılmıştır. Öğrenci erişi testleri bağımlı gruplarda t-testi, ders video kayıtları için gözlem formları ve öğretmen öğrenmeleri ise BMO modeli kapsamında tematik analiz kullanılarak çözümlenmiştir. Bulgular, öğrenme imecesinin öğrencilerin İngilizce paragraf yazma becerilerinde hem nicel hem de niteliksel olarak gelişim sağladığını ortaya çıkarmıştır. Birinci uygulamada üç döngünün tamamında istatistiksel olarak anlamlı erişi artışları gözlenmiş; 9-K ve 9-L sınıflarında büyük, 9-M sınıfında orta düzeyde etki büyüklükleri elde edilmiştir. İkinci öğrenme imecesinde de her iki döngü sonunda büyük düzeyde etki büyüklükleri belirlenmiştir. Öğretmenler, model metin kullanılarak geliştirilen ders tasarımlarında zıtlık varyasyon biçiminin, genelleme varyasyon biçimine kıyasla yazma becerilerini geliştirme açısından daha etkili olduğunu belirtmiştir. Öğrenme imecesinin döngüsel tasarımlı yapısı, hedeflenen öğrenmenin planlanan ve erişilen halleri arasındaki uyumu kademeli olarak güçlendirmiştir. Öğretmen öğrenmeleri boyutunda, BMO modeli çerçevesinde toplam 21 bireysel öğrenme döngüsü tespit edilmiş; bu döngüler varyasyon kuramı, öğrenci merkezli öğretim, yazma becerisi öğretimi ve iş birlikli çalışma ve planlama olmak üzere dört tema altında yoğunlaşmıştır. Öğrenme imecesinin döngüsel yapısı, öğretmenlerin BMO modelinin dört alanı arasında karşılıklı etkileşimler kurmasını sağlamış; böylece söz konusu temalarda belirgin değişimler gözlenmiştir. Bununla birlikte bu değişimlerin büyük ölçüde değişim dizisi niteliğinde kaldığı ve olgunlaşma ağına dönüşmediği belirlenmiştir. Kolektif düzeyde ise uyarlanmış BMO modelinde yer alan kolektif alan, sorgulama alanı ve dışsal katkılar kavramlarının öğrenme imecesi bağlamında işlevsel olduğu; sürecin öğretmenler arasında ortak yönelimler geliştirdiği ortaya çıkmıştır. Öte yandan kolaylaştırıcı desteğinin hem bireysel hem de kolektif öğrenmenin en belirleyici dış etkeni olduğu; kolektif öğrenme döngüsünün de bireysel düzeye benzer biçimde değişim dizisi niteliğinde kaldığı belirlenmiştir. Öğrenme imecesinin Türk eğitim sistemine uyarlanmasına ilişkin bulgular; mikro düzeyde öğretmen tutumları ve destek gereksinimlerinin, mezo düzeyde okul kültürü ve yönetsel desteğin, makro düzeyde ise politika istikrarı, program esnekliği ve kolaylaştırıcı yetiştirme mekanizmalarının belirleyici olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak öğrenme imecesinin Türkiye bağlamında okul temelli mesleki gelişim modeli olarak uygulanabilir bir potansiyel taşıdığı; ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesinin çok düzeyli ve eş zamanlı destekler gerektirdiği ortaya konulmuştur.
  • Öğe
    İkinci Adım Programı'nın ilkokul öğrencilerinin sosyal duygusal öğrenme, duygusal okuryazarlık becerileri ve prososyal davranışlarına olan etkisi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Tok, Mürüvvet Elif; Çavaş, Pınar
    İlkokul yılları, öğrencilerin yalnızca akademik gelişimlerinin değil; duygularını tanıma, yönetme, başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurma ve olumlu sosyal davranışlar geliştirme süreçlerinin de desteklenmesi gereken önemli bir dönemdir. Bu dönemde SDÖ (sosyal duygusal öğrenme) becerileri, duygusal okuryazarlık becerileri ve prososyal davranışların okul temelli programlar aracılığıyla ele alınması, öğrencilerin okul yaşantısı ve sosyal ilişkileri açısından önem taşımaktadır. Bu araştırmada, İkinci Adım Programı'nın ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin SDÖ, duygusal okuryazarlık becerileri ve prososyal davranışları üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma, karma yöntem müdahale deseniyle yürütülmüştür. Nicel boyutta ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen, nitel boyutta ise görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın nicel çalışma grubu, kolay ulaşılabilir durum örneklemesiyle belirlenen 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İzmir ili Bornova ilçesindeki bir devlet okulunda öğrenim gören 34 üçüncü sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Deney ve kontrol grupları, okulun mevcut sınıf yapısı, okul yönetiminin yönlendirmesi ve öğretmenlerin uygulama sürecine katılım konusundaki gönüllülüğü doğrultusunda belirlenmiştir. Nitel veriler, deney grubundaki öğrenciler arasından maksimum çeşitlilik örneklemesiyle seçilen 6 öğrenciyle yapılan görüşmelerden elde edilmiştir. Araştırmada nicel veri toplama araçları olarak Sosyal-Duygusal ve Ahlaki Gelişim Ölçeği, İlkokulda Duygusal Okuryazarlık Ölçeği ve Çocuk Prososyallik Ölçeği: Çocuk Formu kullanılmıştır. İkinci Adım Programı deney grubuna 9 hafta (18 ders saati) süresince uygulanmıştır. Nicel veriler Shapiro-Wilk normallik testi, bağımsız örneklem t testi, ilişkili örneklem t testi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testiyle analiz edilmiştir. Nitel veriler ise içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın nicel bulgularına göre program, öğrencilerin SDÖ ve duygusal okuryazarlık becerilerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturmamıştır. Prososyal davranışlarda deney grubunun son test puanlarında anlamlı artış görülmüş; ancak deney ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Nitel bulgular, öğrencilerin program sürecini duyguları fark etme, anlamlandırma ve yönetme; zorlayıcı durumlarla baş etme, ilişkiyi düzenleme, başkalarının duygu durumunu anlama; yardım etme, paylaşma, problem çözme, iş birliği yapma ve düşünme-sorgulama gibi becerilerle ilişkilendirdiklerini göstermiştir. Bununla birlikte bazı öğrencilerin bu becerileri anlamlandırma ve uygulama sürecinde güçlük yaşadıkları; programda karşılaştıkları zorluklara karşın zamanla sürece uyum sağlamaya çalıştıkları görülmüştür. Öğrencilerin program içerisindeki canlandırma, video, soru-cevap ve grup etkinliklerine yönelik olumlu tutumlar geliştirdikleri de belirlenmiştir. Sonuç olarak İkinci Adım Programı'nın nicel sonuçlar bakımından sınırlı bir etki gösterdiği; buna karşın öğrencilerin program deneyimlerinde SDÖ becerileri, duygusal okuryazarlık ve prososyal davranışlarla ilişkili çeşitli farkındalıklar ve tamamlayıcı nitel yansımalar oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, İkinci Adım Programı ve okul temelli SDÖ uygulamaları üzerine çalışacak araştırmacılara ve bu tür programları uygulayacak eğitimcilere yönelik öneriler geliştirilmiştir.
  • Öğe
    Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan Matematik Dersi Öğretim Programına ilişkin öğretmen görüşleri
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Coşkun, Yetkin; Başbay, Alper
    Bu araştırmanın amacı; 2024-2025 eğitim-öğretim yılından itibaren Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan, hazırlık ve dokuzuncu sınıflardan başlayarak, kademeli olarak uygulamaya konulan Ortaöğretim Matematik Dersi (9, 10, 11 ve 12. sınıflar) öğretim programının temel öğeleri olan hedef, içerik, öğrenme ve öğretme süreci, ölçme ve değerlendirme boyutlarına ilişkin öğretmen görüşlerini belirlemektir. Alt problemler olarak öğretmen görüşlerinin, mesleki kıdeme ve çalışılan okul türüne göre farklılık gösterip göstermediğine ve bu sonuçları açıklayan nitel kanıtlara bakılmıştır. Araştırmada açıklayıcı ardışık desen kullanılmıştır. Nicel boyutta tarama modelinden anlık tarama araştırması modeli uygulanmış, gerekli izinler alındıktan sonra araştırma için İzmir ili ilçelerinden beş farklı devlet okul türünde çalışan 267 ortaöğretim matematik öğretmenine "Eğitim Programlarını Değerlendirme Ölçeği" (Baş, 2016) uygulanmıştır. Ölçek 35 madde ve beşli Likert türündedir. Verilerden geçerli olmayanlar elenerek 214 veri kullanılmış, elde edilen verilerin betimsel istatistiklerine bakılmıştır. Nitel verilerin toplanabilmesi için araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formundaki 10 soru kullanılarak İzmir ilinde çalışan, beş farklı türdeki devlet okulundan sekiz öğretmenle görüşme yapılmıştır. Nitel verilerin analizi sonucunda program hakkındaki görüşler, mesleki kıdeme ve görev yapılan okul türüne göre farklılık göstermemektedir. Program bileşenlerinden en düşük ortalama ölçme-değerlendirmeye aittir. Ülke geneli yapılan sınavların tüm okul türlerine uygun olmadığı, adaletsiz bir durum ortaya çıktığı görüşü belirtilmiştir. Öğretmenler, program uygulamaları hakkınca yeterli bilgilendirme yapılmadığını, ders materyallerinin eksik olduğunu, farklı okul türlerine tek tip programın uygulanmasının uygun olmadığını belirtmişlerdir. Programda yer alan konu ve kazanımların hiyerarşik yapısı gözden geçirilip düzenlenebilir. Ülke geneli sınav yerine her okul kendi seviyesinde sınavını yapabilir. Anahtar sözcükler: Maarif Model, Matematik Eğitimi, Matematik Öğretim Programı
  • Öğe
    İlkokul dördüncü sınıf öğrencilerinde toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığı oluşturmaya yönelik bir eylem araştırması
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Özer, Rozerin Zülfiye; Başbay, Makbule
    Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin kalıp yargılar, çocukların gündelik yaşam deneyimleri, aile içi etkileşimleri, okul yaşantıları ve medya içerikleri aracılığıyla erken yaşlardan itibaren görünür hale gelmektedir. Bu durum, ilkokul yıllarında yürütülecek planlı öğretim süreçlerinin önemini artırmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine dair farkındalık düzeylerini geliştirmek üzere hazırlanan bütünleştirilmiş program tasarımı kapsamında çok disiplinli bir eylem planının etkisini incelemek ve bu süreci bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, öğretim programında yer alan Sosyal Bilgiler, Türkçe ile İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi derslerinin sunduğu uygulama olanakları bir araya getirilerek, öğrencilerin toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki farkındalıkları ve bu süreçte okul ve aile ortamının etkisi incelenmiştir. Araştırma, 2024-2025 eğitim öğretim yılında İzmir'de özel bir ilkokulda öğrenim gören 13 dördüncü sınıf öğrencisiyle yürütülen bir eylem araştırmasıdır. Eylem planı on iki haftalık bir süreçte uygulanmış; haklar, eşitlik ve adalet, toplumsal cinsiyet rolleri, kız ve oğlan çocuklarına yüklenen toplumsal cinsiyet kalıpları, tarihsel süreçler ve gündelik yaşam örüntüleri gibi temalar çocuk edebiyatı, video, yaratıcı drama, kutu oyunları, tartışma gibi farklı tekniklerle ele alınmıştır. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış öğrenci ve veli odak grup görüşmeleri, ders gözlemleri, araştırmacı günlükleri, öğrenci günlükleri, öğrenci ürünleri ve doküman inceleme yoluyla toplanmıştır. Verilerin analizinde öğretim sürecinin yapısı ile öğrencilerin deneyimlerini ortaya koyan içerik analiz süreci benimsenmiştir. İlk analiz bulguları, öğretim sürecinin okul kültürü, aile bağlamı, fiziksel ve sosyal öğrenme ortamı ile kullanılan yöntem ve materyaller tarafından biçimlendiğini göstermektedir. Bulgular ayrıca öğrencilerin süreç sonunda toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin bilgilerini derinleştirdiklerini; kalıp yargılar, roller ve eşitsizlik kaynaklarına ilişkin farkındalık geliştirdiklerini; bu farkındalığı sorgulama, itiraz etme ve çözüm önerileri geliştirme gibi becerilere dönüştürmeye başladıklarını ortaya koymaktadır. Öğrencilerin özellikle eşitlik ve adalet ayrımı, gündelik yaşamda karşılaşılan cinsiyetçi söylemler ve kadınlar ile erkeklere atfedilen roller konusunda daha görünür, gerekçeli ve eleştirel açıklamalar ürettikleri görülmüştür. Araştırma, ilkokul düzeyinde katılımcı, çoğulcu ve çocukların sözünü merkeze alan öğretim planlamalarının toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığının gelişimini destekleyebileceğine işaret etmektedir.
  • Öğe
    Gölge eğitimde matematik başarısının öğretmene güven ile ebeveyn baskı ve desteği bağlamında incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kendirlioğlu Günhan, Nurgül; Başbay, Alper
    Bu araştırma, küresel bir olgu haline gelen gölge eğitimin öğrencilerin akademik başarısı üzerindeki karmaşık etkisini, öğretmene güven ile ebeveyn akademik başarı baskısı ve desteği gibi kilit değişkenler bağlamında incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, nicel ve nitel verilerin birleştirildiği karma açıklayıcı sıralı desen kullanılarak yürütülmüştür. İzmir ilindeki devlet ortaokullarında öğrenim gören 3511 yedinci sınıf öğrencisinden gölge eğitime katılan 1757 öğrencinin verilerine ilişkisel tarama modeli ve adımsal çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Veri toplama araçları arasında Matematik Başarı Testi, Öğrenciler İçin Öğretmene Güven Testi ile Ebeveyn Akademik Başarı Baskısı ve Desteği Ölçeği yer almaktadır. Nitel aşamada ise, nicel bulguları derinlemesine açıklamak amacıyla, görüşmeyi kabul eden gölge eğitime katılan 11 öğrenci, 11 ebeveyn ve 11 matematik öğretmeni ile yarı yapılandırılmış görüşme formları ile görüşmeler yapılmış ve veriler tematik içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın nicel bulguları, gölge eğitime katılımın ve ebeveyn akademik başarı desteğinin matematik başarısını pozitif yönde ve anlamlı bir şekilde yordadığını; ebeveyn akademik başarı baskısının ise başarı üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. İstatistiksel analizlerde, öğretmene duyulan güven ile matematik başarısı arasında anlamlı bir yordayıcı ilişki bulunamamıştır. Nitel bulgular ise bu sonuçların nedenlerine ışık tutmuştur. Katılımcı görüşlerine göre, gölge eğitim özellikle akademik altyapısı güçlü öğrencilerde zenginleştirici bir etki yaratmakta, ancak okul eğitiminin değersizleşmesine ve öğrenci tükenmişliğine yol açabilmektedir. Ebeveynlerin sağladığı desteğin zamanla yüksek beklenti kaynaklı bir baskıya dönüştüğü ve bu durumun öğrenci kaygısını artırarak başarıyı düşürdüğü belirlenmiştir. Öğretmene güvenin matematik başarısını yordamaması ise nitel verilerle açıklanmıştır. Öğrenciler öğretmenlerine insani olarak güvense de sınıf mevcutları ve program yoğunluğu gibi sistemsel sorunlar nedeniyle akademik başarı için okulun yetersiz kaldığını ve güvenin gölge eğitime kaydığını ifade etmişlerdir. Sonuç olarak bu çalışma; yüksek riskli sınav sistemlerinde gölge eğitimin bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluk haline geldiğini, ebeveyn baskısının başarıyı azalttığını ve akademik başarının artırılmasında okul dışı faktörlerin belirleyici rol oynadığını ortaya koymuştur.
  • Öğe
    Research on perspectives of primary school teachers on digital inclusion in education in Daressalaam Tanzania
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Karenga, Mıkota Abedı; Beytekin, Osman Ferda
    Bilim ve teknolojinin gelişimindeki devrim yalnızca gelişmiş ülkelerle sınırlı kalmamış; Tanzanya gibi gelişmekte olan ülkeler de kendilerini geleneksel öğretim ve öğrenme yöntemlerinden dijital/modern yöntemlere geçiş yapmak zorunda bulmuşlardır. Günümüz dünyasının gerçek ihtiyaçlarıyla uyum sağlamak amacıyla Tanzanya, Tanzanya Kalkınma Vizyonu 2025, 2014 Eğitim ve Öğretim Politikası ve 2025–2030 Beş Yıllık Ulusal Dijital Eğitim Stratejisi gibi politikaları, planları, çerçeveleri ve stratejileri kapsayan sağlam stratejiler geliştirmiş ve geliştirmeye devam etmektedir; bunlara ek olarak Yetkinlik Temelli Müfredat'ın (Competence-Based Curriculum) uygulamaya konması da bu çabalar arasındadır. Bütün bunlar, Tanzanya'daki tüm vatandaşlara ve öğrencilere eşit ve yüksek kaliteli eğitim sağlanmasını amaçlayan birbiriyle örtüşen hedeflere sahiptir. Önemli değer taşıdığı kanıtlanmış bu net stratejilere rağmen, öğretmenlerin bu politikaları nasıl algıladıklarını, uygulamada karşılaştıkları zorlukları ve mevcut politikalar karşısındaki öğretmen olarak kendi duruşlarını anlamaya yardımcı olacak literatürde bir boşluk bulunmaktadır. Öğretmenlerin bu deneyimleri, okullar, konumlar, öğretmen kapasiteleri, hazır bulunuşluk, destek ve altyapı arasındaki çeşitlilik göz önüne alındığında önem taşımaktadır, zira uygulamayı gerçekleştirecek ya da gerçekleştirmeyecek olan güç, gerçek sınıf ortamından kaynaklanmaktadır. Bu çalışma, diğer şehirlere kıyasla önemli altyapısal, teknolojik ve nüfus gelişimine sahip bir şehir olan Dar es Selam'daki özel ve devlet ilkokul öğretmenleri arasındaki dijital içerme uygulamalarını incelemek suretiyle bu boşluğu ele almaktadır. Araştırmanın Amacı Bu çalışmanın temel amacı, Tanzanya'nın Dar es Selam bölgesinde ilkokul öğretmenlerinin eğitimde dijital içerme uygulamalarına ilişkin deneyimlerini, algılarını, tutumlarını, mevcut fırsatlarını, karşılaştıkları zorlukları ve önerilerini değerlendirmektir. Bu amacı ele almak için çalışma, öğretmenlerin derslerinde dijital içerme kavramını nasıl kullandıklarını, eğitime dijital teknolojiyi entegre etme çabalarında dijital risklerle nasıl başa çıktıklarını, ilkokul öğretmenlerinin okullardaki dijital uçurumu nasıl köprülediklerini, uygulamada karşılaşılan zorlukları ve öğretmenlerin bu zorlukları ele almak için sundukları önerileri incelemeyi amaçlamıştır. Yöntem Araştırma, nitel betimsel araştırma yaklaşımını benimsemiştir. Çalışma grubu, Tanzanya'nın Dar es Selam şehrinde yer alan çeşitli devlet ve özel ilkokullardan 21 ilkokul öğretmeninden oluşmuştur. Katılımcılar, ilkokullarda dijital eğitim uygulamaları hakkında doğru ve derinlemesine bilgi toplamak amacıyla amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve gözlem yoluyla toplanmış ve temalar ile kodlar elde etmek için tematik analiz kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular Analizin sonunda elde edilen bulgular, ilkokul öğretmenlerinin dijital içerme kavramını öğretim etkinliğini artırmak için bir araç olarak, 21. yüzyıl modern eğitiminin önemli bir bileşeni olarak, öğrencilerin öğrenme çıktılarını teşvik etmek için bir araç olarak ve farklı çıkarımlara sahip çok yönlü bir yapı olarak kullandıklarını ortaya koymuştur. Sonuçlar ayrıca, güvenlik yönetiminden idari veri gizliliğine, eşitliğe ve kapsayıcı dijital risk azaltımına kadar dijital risklere ilişkin endişeleri de vurgulamıştır. Mevcut eğitim politikaları ve müfredat dijital entegrasyonu güçlü bir şekilde vurgulamasına rağmen, politika niyetleri ile pratik uygulama arasında önemli bir boşluk gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, altyapı eksiklikleri, dijital araç yetersizliği, güvenilir olmayan internet ve öğretmenler ile öğrenciler arasında düşük dijital okuryazarlık gibi zorluklar ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak, sonuçlar, teknoloji kullanımında sosyal ve cinsiyet farklılıklarının yol açtığı eşitsizlikleri de vurgulamıştır. Bu duruma dayanarak, öğretmenler altyapıda iyileştirmeler, güvenilir ve uygun maliyetli internet, sürdürülebilir mesleki gelişim, politika tutarlılığı ve paydaşlardan artan mali destek önerisinde bulunmuşlardır. Tartışma Çalışmanın bulguları, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yürütülen diğer araştırmalarla, örneğin Spiteri & Rundgren (2020) ve Stringer (2022) tarafından yürütülen araştırmalarla benzerlikler ortaya koymuş olup, bu araştırmalar öğretimde dijital araç kullanımındaki benzerlikleri doğrulamıştır. Eğitimde dijital içermeye ilişkin dijital risklerin yönetimi konusunda bulgular, Gomez-Puerta ve arkadaşları (2024) ile Martin et al. (2023) tarafından yapılan çalışmayla tutarlıdır. Dijital içermenin zorlukları açısından bulgular, Sepadi et al. (2025) gibi çalışmalarla tutarlıdır. Bu durum, mevcut sorunların çoğunun, altyapı, kaynaklar ve kentsel ile kırsal okullar arasındaki eşitsizlikler gibi zorluklarla mücadele eden Sahra altı Afrika ülkelerinde yürütülen araştırmalarla önemli ölçüde benzerlik taşıdığını göstermektedir; bu durum, herkes için kaliteli ve eşitlikçi eğitim sağlama çabalarında önemli bir endişeye yol açmıştır. Sonuç Bu çalışmanın hedefleri tam olarak gerçekleştirilmiştir, zira çalışma, öğretmenlerin olumlu bir tutuma sahip olduğu ve çoğunun öğretimde dijital içerme konusunda yüksek düzeyde hazır bulunuşluk gösterdiği sonucuna varmıştır; ancak neredeyse tüm öğretmenler, olumlu tutum ve hazır bulunuşluğa sahip olmalarına rağmen, mevcut eğitim sistemleri ve genel olarak hükümet tarafından engellenmeye devam etmektedir. Bunun nedeni, mevcut eğitim sistemlerinin önemli zayıflıklara sahip olduğunun kanıtlanmış olmasıdır. Sistemsel reformlar gerçekleştirilirse, mevcut eğitim politikalarının hedeflerinin tam olarak gerçekleştirilmesi daha kolay olacaktır.
  • Öğe
    Sınıf öğretmenlerinin matematik dersinde somut öğretim materyali kullanımı üzerine görüşleri ve uygulamaları
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Yalçın, Aysu; Altıparmak, Kemal
    Bu çalışma, sınıf öğretmenlerinin matematik derslerinde kullanılan somut öğretim materyalleri hakkındaki görüşlerini almayı ve öğrencilerin matematik defterlerinde yer verdikleri somutlaştırma örneklerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan bu araştırma, durum çalışması desenine göre yürütülmüştür. Araştırmanın katılımcılarını, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İzmir ili Bornova ilçesinde görev yapan 34 sınıf öğretmeni ile bu öğretmenlerin sınıflarından seçilen 34 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcıların belirlenmesinde çok aşamalı amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Öğretmenlerin somut materyal kullanımına ilişkin görüşlerini derinlemesine incelemek amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu tercih edilmiştir. Verilerin analizinde nitel araştırma yöntemlerinden betimsel analiz kullanılmıştır. Bunlara ek olarak her öğretmenin bir öğrencisinden alınan matematik defterleri, somutlaştırma örneklerini belirlemek amacıyla içerik analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda öğretmenler, somut öğretim materyallerinin soyut matematiksel kavramların anlaşılmasını kolaylaştırdığı, öğrenilen bilgilerin daha kalıcı hale gelmesine katkı sağladığı ve öğrencilerin öğrenme sürecine daha aktif katılım göstermelerini desteklediği yönünde görüş bildirmişlerdir. Somut materyal kullanımının öğretmenler açısından en çok müfredat baskısına bağlı olarak zaman problemi doğurduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte kaynak yetersizliği ve sınıf kontrolünde yaşanan güçlüklerin de önemli sınırlılıklar arasında olduğu vurgulanmıştır. Öğretmenler ayrıca öğrenciler açısından görsele takılma, amaçtan uzaklaşma ve materyallerin oyun olarak algılanması gibi bazı olumsuz durumların ortaya çıkabildiğini belirtmişlerdir. Katılımcıların somut materyal seçiminde en çok erişilebilirlik, etkililik, kullanım kolaylığı ve yaşa uygunluk ölçütlerine önem verdikleri görülmektedir. Bununla birlikte katılımcıların büyük bir kısmı mevcut materyal kullanımına ilişkin beklentilerinin yeterince karşılanmadığını ifade ederek daha etkili olabilmesi için öğretmenlerin zaman, bütçe ve kaynak açısından desteklenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Öğretmenler somut materyalleri özellikle kavramı somutlaştırma xiii ihtiyacı duyduklarında, derse dikkat çekmek istediklerinde, pekiştirme ve tekrar yapmak amacıyla kullandıklarını belirtmişlerdir. Matematik derslerinde en çok kullanılan somut materyaller arasında günlük yaşam nesneleri, onluk taban blokları, bakliyatlar, geometrik cisimler ve dijital uygulamaların yer aldığı görülmektedir. Öğretmenler, somut materyalleri ağırlıklı olarak sayılar, ölçme, paralarımız, dört işlem ve geometri konularında kullandıklarını ifade etmişlerdir. Matematik defterlerindeki örnekler incelendiğinde modelleme ve hazır görsel kullanımına yer verildiği görülmüştür. Öğrenci defterlerinde en sık yer verilen somutlaştırma örneğinin modelleme olduğu görülmüştür.
  • Öğe
    Okul öncesi dönemde erken aritmetik becerilerinin gelişimini etkileyen faktörler ve yürütücü işlevlerin yordayıcı rolü
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Derel, Elif; Alat, Zeynep
    Bu araştırmada, okul öncesi eğitim alan çocukların erken aritmetik becerileri ile; öğretmenin matematiksel gelişim bilgisi, sınıfta aritmetik becerilere yönelik uygulanan etkinliklerin konu kapsayıcılığı, çocukların bulundukları sosyoekonomik düzey ve yürütücü işlev becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlanmaktadır. Araştırmaya 60-72 ay yaş aralığındaki 151 çocuk ve 37 öğretmen dahil edilmiştir. Çalışmanın verileri; Sayı Hissi Değerlendirme Aracı, Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlevler Envanteri, Sınıf İçi Aritmetik Uygulamaları Kontrol Listesi, Matematiksel Gelişim Bilgisi Anketi, Öğrenci Demografik Bilgi Formu ve Öğretmen Demografik Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre öğretmenin matematiksel gelişim bilgisiyle çocukların aritmetik becerileri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çocukların aritmetik becerilerinin, öğretmenlerin sınıfta uyguladıkları sayı ve işlem etkinliklerinin konu kapsama düzeyine göre anlamlı ölçüde farklılaştığı tespit edilmiştir. Çocukların aritmetik becerileri bulundukları sosyoekonomik düzeye göre farklılaşırken, yürütücü işlevlerinde sosyoekonomik düzeye göre bir farklılaşma saptanmamıştır. Basit regresyon analizi sonuçları incelendiğinde yürütücü işlevlerin aritmetik becerilerin anlamlı bir yordayıcısı olduğu ve varyansın %11'ini açıkladığı bulunmuş, çoklu regresyon analiziyle ölçek alt boyutlarına ayrılarak incelendiğinde ise açıklanan varyans oranının %20'ye yükseldiği görülmüştür. Ayrıca bu ilişkiye en büyük katkının çalışma belleği alt boyutuna ait olduğu, ketleyici kontrolün ise modelde baskılayıcı değişken işlevi üstlendiği tespit edilmiştir. Tüm bu sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde okul öncesi dönemde erken aritmetik becerilerinin çok boyutlu ve karmaşık bir ilişkiler ağı ile şekillendiği söylenebilir.
  • Öğe
    Akademisyenlerin imposter sendromu düzeylerinin karanlık üçlü kişilik özellikleri, mükemmeliyetçilik düzeyleri ve sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Damar, İkram; Ulu, Elif
    Bu araştırmanın amacı akademisyenlerin imposter sendromu düzeylerinin karanlık üçlü kişilik özellikleri (makyavelizm, narsisizm, psikopatizm), mükemmeliyetçilik düzeyleri ve sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesidir. Bu araştırmada katılımcılar ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Bu araştırmanın örneklemini üniversitelerin çeşitli fakültelerinde görev alan 234'ü kadın 116'sı erkek olmak üzere toplam 350 akademisyen oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Clance Sahtekarlık Fenomeni Ölçeği, Karanlık Üçlü Kişilik Özellikleri Ölçeği (Kısaltılmış Form), Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, Bağımsız Örneklemler için "t" testi, Tek Faktörlü Varyans Analizi (One Way ANOVA) ve çoklu doğrusal regresyon analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre karanlık üçlü kişilik özellikleri ve mükemmeliyetçilik akademisyenlerde imposter sendromunu anlamlı düzeyde yordamaktadır. Akademisyenlerde imposter sendromu ile mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Mükemmeliyetçilik düzeyi arttıkça imposter sendromu da artmaktadır. Karanlık üçlü kişilik özelliklerinden makyavelizm ile imposter sendromu arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Akademisyenlerde makyavelizm düzeyi arttıkça imposter sendromu düzeyi de artmaktadır. Akademisyenlerde imposter sendromunun yaşa, medeni duruma, akademik unvana, meslekte bulunma süresine göre farklılaştığı görülmüştür. Genç akademisyenlerin imposter sendromu düzeylerinin ileri yaş gruplarındaki akademisyenlere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bekar akademisyenlerin imposter sendromu düzeylerinin evli akademisyenlere göre daha yüksek olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Profesör unvanına sahip akademisyenlerin diğer unvanlara sahip akademisyenlere göre imposter sendromu düzeylerinin daha düşük olduğu bulgusu elde edilmiştir. Meslekte bulunma süresi daha az olan akademisyenlerin meslekte daha uzun süredir bulunan akademisyenlere göre daha yüksek düzeyde imposter sendromu puanına sahip olduğu ortaya konmuştur. Akademisyenlerde imposter sendromu ile cinsiyet, çalışılan kurum türü, çevreden alınan destek değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış, araştırmacılara ve uygulayıcılara önerilerde bulunulmuştur.
  • Öğe
    Beliren yetişkinlerde belirsizliğe tahammülsüzlük, kontrol odağı, öngörülemezlik inançları ve gelecek kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Ege Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kocabaş, Gülhan Deniz; Özekes, Mustafa
    Gelecek kaygısı beliren yetişkinlik döneminde yoğun şekilde yaşanabilmektedir. Bu çalışmada beliren yetişkinlerin gelecek kaygıları belirsizliğe tahammülsüzlük, öngörülemezlik inançları ve kontrol odağı açısından incelenmiştir. Araştırmaya 2024-2025 yılları arasında Türkiye'de yaşayan 18-29 yaş aralığında olan 603 beliren yetişkin katılmıştır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Gelecek Kaygısı Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Kontrol Odağı Ölçeği, Öngörülemezlik İnançları Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde aşamalı çoklu regresyon (stepwise) analizi kullanılmış, gelecek kaygısının, belirsizliğe tahammülsüzlük, öngörülemezlik inançları ve kontrol odağı değişkenleri tarafından ne derece yordandığı analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda belirsizliğe tahammülsüzlük, öngörülmezlik inançları ve kontrol odağının gelecek kaygısının anlamlı birer yordayıcısı oldukları görülmüştür. Bağımsız değişkenlerin tümünün bağımlı değişken olan gelecek kaygısının %74'ünü açıkladığı bulunmuştur. Elde edilen bulgularda, gelecek kaygısının en önemli yordayıcısının belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın bulgu ve sonuçları literatür kapsamında tartışılmıştır. Son olarak araştırmacılara ve uygulayıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.