Ege Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Ege, Ege Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Platform ekonomisi çağında sanal topluluklarda kişisel markalama: Sosyal canlı yayıncılar üzerine nitel bir araştırma
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Kaya Yıldırım, Ece Nur; Aktuğlu, Işıl
Dijitalleşme ve en önemli özelliklerinden biri tüketici temelli içeriği mümkün kılması olan Web 2.0’ın sosyal hayatın her noktasında büyük değişikliklere sebep olduğu su götürmez bir gerçektir. Bununla birlikte özellikle 2010’lu yılların başından itibaren söz konusu unsurların yapısında da çeşitli gelişmeler yaşandığı ve bu alanda faaliyet gösteren pek çok kurumun sosyal hayatın çeperinden merkezine kaydığı ve önemini artırdığı görülmektedir. Sosyal medyanın ticarileşmesi, etkili kişi ile pazarlama uygulamalarının artışı ve globalden yerele tüm markaların bu kişilerle iş birliklerini pazarlama iletişimi karmalarının içerisine dahil etmeleri gibi gelişmelerin yanı sıra platformların sayılarının ve çeşitlerinin de artmasıyla bu alanlarda emek gösteren kişilere olan ihtiyaç da artmış ve bunların pazarlama alanında da merkezi unsurlar halini aldığı görülmüştür. Bu anlamda içerik üreticilerinin sosyal alandaki önemli konumları ve ticari sosyal medya, bu kişiler ve genel anlamda toplum için, görünürlüğü profesyonel bir zorunluluk haline getirmiştir. Bu noktada karşımıza çıkan kişisel marka uygulamaları çalışmanın temel sorunsalını oluşturmaktadır. Çalışma, platform ekonomisi çağında sanal topluluklarda kişisel markalaşma olgusunu, Türkiye’deki sosyal canlı yayıncılar üzerine odaklanarak ve nitel bir yaklaşımla incelemektedir. Araştırma, Twitch, YouTube Live ve Kick platformlarında Türkçe yayın yapan canlı yayıncıların, çevrimiçi kimliklerini nasıl oluşturduklarını, kişisel markalarını nasıl algıladıklarını ve yönettiklerini, izleyici toplulukları ile etkileşim kuruş biçimlerini ve platform koşullarının bu süreçleri nasıl şekillendirdiğini keşfetmeyi amaçlamaktadır. Tez, kişisel markalaşmanın teorik temellerini, Goffman’ın (1959) dramaturji yaklaşımı, Bourdieu’nun (1986) kültürel ve sosyal sermaye kavramları ve Keller’ın (2002) markalama teorileri aracılığıyla açıklamaktadır. Bu bağlamda kişisel markalaşmanın ekonomik ve sosyolojik öncülleri olarak neoliberalizmin bireyselleştirici mantığını, güvencesiz istihdam yapılarını ve Web 2.0’ın sunduğu görünürlüğü mümkün ve talep edilir bir kavram olarak hayatımıza yerleştiren olanaklarını kabul etmektedir. Kişisel markalaşma uygulamalarının karşımıza çıktığı alanlar olarak sosyal canlı yayıncılık platformlarının ele alındığı çalışmada, platformlar sadece teknik bir altyapı olarak değil, ekonomik ve sosyo-kültürel yönetişim araçları olarak konumlandırılmakta ve kültür endüstrilerinin platformlaşması olgusu incelemektedir. Bu anlamda platformlar, kullanıcıların sosyal ve ekonomik etkileşimlerini mümkün kılmak için gerekli altyapıyı sağlayan yazılımsal sistemler olarak tanımlanabilirler. Bildiğimiz sosyal medya sitelerinin yanı sıra her gün kullandığımız çok sayıda web sitesi veya uygulama da bu başlığın altına girmektedir. Platformlaşma ise sosyal, ekonomik ve kültürel etkileşimler için aracılık eden bu dijital alanların yaygın kullanımı yoluyla kültürel ve sosyal hayatın uğradığı değişimi ifade etmektedir. Batıda kısaca GAFAM olarak adlandırılan Google, Apple, Facebook (Meta), Amazon ve Microsoft ile Çin’de Baidu, Alibaba, Tencent, ve Xiaomi gibi az sayıda büyük teknoloji şirketi ve bunların oluşturduğu platformaların içerik paylaşımı için alan sunmanın yanı sıra algoritmaları ve para kazanma şemaları aracılığıyla hangi içeriklerin popüler hale geleceğini de etkiledikleri iddia edilmektedir. Bu süreçte platformlaşma unsurları ve platform olanaklarının kişisel markalaşma uygulamalarına sunduğu imkanlar ve sınırlılıklar tartışıldığı gibi sosyal canlı yayıncılık platformlarının en önemli unsurlarından olan izleyicinin katkısı da göz ardı edilmemektedir. Bu bağlamda canlı yayıncıların etrafında oluşan sanal topluluklar, pasif izleyici kümeleri değil, yayıncıların kişisel marka inşasında aktif rol oynayan dinamik sosyal birimler olarak tanımlanmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ve katılımsız gözlem yöntemiyle toplanan veriler, Braun ve Clarke'ın (2022) düşünümsel tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, sosyal canlı yayıncılığın, platform kapitalizminin dayattığı algoritmik ve finansal baskılarla şekillenen, oldukça güvencesiz, sınırları belirsiz ve yıpratıcı bir dijital yaratıcı emek süreci olduğunu göstermektedir. Çevrimiçi kişisel marka inşası sürecinde yayıncıların, mutlak samimiyet ideali ile izleyici gözetimi ve ticari risklerin yarattığı yapısal otosansür arasında sıkışarak müzakere edilmiş bir samimiyet performansı sergiledikleri tespit edilmiştir. Yayıncıların, platformların hesap verilemez niteliğini bir kara kutu olarak değerlendirdikleri belirlenmiştir. Bununla beraber katılımcıların platform algoritmalarına salt bir teslimiyet göstermedikleri; görünürlük elde etmek ve finansal sürdürülebilirliği maksimize etmek amacıyla teknik manipülasyonlar, proaktif adaptasyonlar ve çapraz platform stratejileri geliştirdikleri ortaya konmuştur. Ayrıca, sanal toplulukların kişisel marka yönetimindeki rolünü de ele alan araştırma, sanal topluluk üyelerinin sadece pasif tüketiciler olmak yerine; editoryal kararları anlık olarak yönlendiren, duygusal emeği maddi olarak fonlayan ve aynı zamanda iptal kültürü tehdidiyle yayıncı üzerinde katı bir panoptik denetim mekanizması kuran eş-üreticiler olarak çift yönlü bir rol oynadıkları anlaşılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, platform ekonomisi çağında kişisel markalaşmanın bireysel bir vitrin düzenlemesinden ziyade; algoritmik kısıtlamalar, ekonomik rasyonalite ve sanal topluluk baskısı üçgeninde sürekli olarak yeniden inşa edilen çok paydaşlı ve kırılgan bir performans olduğunu vurgulamaktadır.
İnsan-makine iletişiminde chatbotlar: Müşteri hizmetlerinde kullanıcı deneyimlerinin nitel analizi
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Koçakoğlu, Ecem; Köseoğlu, Özgür
Bu araştırmanın amacı, müşteri hizmetlerinde kullanılan sohbet robotlarına yönelik kullanıcı deneyimlerini insan–makine iletişimi bağlamında incelemektir. Çalışmada, kullanıcıların sohbet robotlarını hangi durumlarda faydalı veya yetersiz buldukları, bu sistemlere yönelik güvenlerinin nasıl şekillendiği, hangi koşullarda insan desteğine ihtiyaç duydukları ve sohbet robotlarını insan müşteri temsilcileriyle nasıl karşılaştırdıkları ele alınmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve fenomenolojik desen benimsenmiştir. Çalışma grubunun belirlenmesinde kartopu örnekleme, maksimum çeşitlilik ve ölçüt yöntemleri kullanılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Tematik analiz yöntemiyle kodlanarak yorumlanmıştır. Araştırma bulguları, katılımcıların sohbet robotlarını özellikle basit, rutin ve hızlı çözülebilen işlemlerde faydalı bulduklarını göstermektedir. Hızlı yanıt vermeleri, bekleme süresini azaltmaları ve günün farklı saatlerinde erişilebilir olmaları, sohbet robotlarının öne çıkan olumlu özellikleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte katılımcılar, sohbet robotlarının karmaşık, belirsiz veya hassas konularda yetersiz kaldığını ifade etmiştir. Özellikle finansal işlemler gibi risk algısının yüksek olduğu durumlarda, katılımcıların insan müşteri temsilcilerine yönelme eğiliminde oldukları görülmüştür. Güven, kontrol hissi, anlaşılma beklentisi, duygusal rahatlık ve sorunun niteliği, kullanıcı deneyimini etkileyen önemli unsurlar olarak belirlenmiştir. Katılımcılar sohbet robotlarının hız ve pratiklik açısından avantaj sağladığını kabul etmekle birlikte, bu sistemlerin insan müşteri temsilcilerinin yerini tamamen alamayacağını düşünmektedir. Sonuç olarak araştırma, sohbet robotlarına yönelik kullanıcı deneyimlerinin işlevsellik, güven, bağlam, risk algısı ve insan desteği ihtiyacı çerçevesinde şekillendiğini göstermektedir. Çalışmanın, müşteri hizmetlerinde kullanılan yapay zekâ destekli sistemlerin kullanıcı odaklı biçimde geliştirilmesine ve insan–makine iletişimi alanındaki araştırmalara katkı sağlaması beklenmektedir.
Tunç çağlarında Anadolu’daki seramik fırınları
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Ayran, Ece; Batmaz, Atilla
Bu çalışma, Anadolu’da Tunç Çağları boyunca (Erken, Orta ve Geç Tunç Çağı) seramik üretim teknolojisini ve seramik fırınlarının gelişimini arkeolojik veriler ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel odağını, farklı dönem ve bölgelerde tespit edilen seramik fırınlarının tipolojik, teknolojik ve yapısal özelliklerinin karşılaştırmalı analizi oluşturmaktadır. Araştırmada öncelikle seramik teknolojisinin temel aşamaları ele alınmış; kilin tanımı, hammadde seçimi, kilin arındırılması ve şekillendirilmesi, yüzey işlemleri, bezeme, kurutma ve pişirim süreçleri bütüncül bir üretim zinciri içinde değerlendirilmiştir. Bu çerçevede seramiğin yalnızca bir son ürün değil, belirli teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bir üretim sürecinin sonucu olduğu vurgulanmıştır. Anadolu’da seramik pişiriminde kullanılan açık ateşte ve çukurda pişirim yöntemleri ile sahra fırını, yığma fırın, tandır tipi fırın, tek odalı kapalı fırın, çift odalı updraft fırın, kamara fırın ve kubbeli yuvarlak fırın gibi farklı fırın tipleri, teknolojik gelişim ve tipolojik açıdan ele alınmıştır. Seramik fırınları ayrıca baca çekiş sistemlerine göre üstten çekişli (updraft) ve alttan çekişli (downdraft) olmak üzere sınıflandırılarak değerlendirilmiş; fırınların ateşlik, pişirme haznesi ve baca gibi yapısal bölümleri üretim kontrolü ve kapasite açısından incelenmiştir. Çalışmanın ana bölümünde, Erken Tunç Çağı’nda Lagina ve Börükçü, Seyitömer, Yassıtepe Höyüğü, Gaziantep Kalehöyük, Lidar Höyük, Troya, Kültepe-Kaniş, İnönü Mağarası ve Liman Tepe; Orta Tunç Çağı’nda Laodikeia/Asopos Tepesi, Çeşme–Bağlararası, Kocabaş Tepe, Miletos, Panaztepe, Hirbemerdon Tepe, Şaraga Höyük ve Oylum Höyük; Geç Tunç Çağı’nda ise Liman Tepe, Laodikeia/Asopos Tepesi, Tatarlı Höyük, Ziyaret Tepe, Aççana Höyük/Alalakh ve Boğazköy/Hattuşa örnekleri üzerinden seramik fırınları değerlendirilmiştir. Bu yerleşimlerde tespit edilen fırınların plan özellikleri, boyutları, yapım teknikleri, kullanım izleri ve çevresel buluntular karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Elde edilen veriler, Erken Tunç Çağı’nda daha basit planlı ve tek odalı fırınların yaygın olduğunu, Orta Tunç Çağı’nda fırın mimarisinde belirgin bir standartlaşma ve teknik gelişim gözlendiğini, Geç Tunç Çağı’nda ise çift odalı, kubbeli ve gelişmiş çekiş sistemlerine sahip fırınların yaygınlaştığını ortaya koymaktadır. Bu gelişim süreci, seramik üretiminde artan uzmanlaşma, üretim kapasitesindeki yükseliş ve toplumsal örgütlenmedeki değişimlerle doğrudan ilişkilidir. Sonuç olarak bu çalışma, Anadolu’da Tunç Çağları boyunca seramik fırın teknolojisinin doğrusal olmayan ancak giderek karmaşıklaşan bir gelişim süreci izlediğini göstermekte; seramik fırınlarının, dönemin ekonomik yapısı, üretim organizasyonu ve teknolojik bilgi düzeyi hakkında önemli veriler sunduğunu ortaya koymaktadır.
Arkaik Dönem’den Hellenistik Dönem’e Troas, Aiolis, İonia bölgelerinde bebek ve çocuk mezarları
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Baysu Ünal, Ecem; Polat, Yasemin; Yağız, Kahraman
Bu tez, Troas, Aiolis ve İonia bölgelerinde Arkaik Dönem'den Hellenistik Dönem'in sonuna kadar uzanan süreçte bebek ve çocuk mezarlarını hem kronolojik bir dizin içinde hem de bölgeler arası karşılaştırmalı bir perspektifle ele almaktadır. Mezar tipleri, gömü uygulamaları ve buluntu içerikleri; antik Yunan toplumunun sosyo-kültürel yapısı gözetilerek değerlendirilmiştir. Dini ritüellerin bu gelenekler üzerindeki etkisine ise verilerin izin verdiği ölçüde yer yer değinilmiştir. İncelenen her üç bölgede de ortak bulgu, bebek ve çocuklar için Arkaik Dönem'den Hellenistik Dönem'e kadar inhumasyon gömü geleneklerinin baskın olarak kullanılmasıdır. Kremasyon ise dönemlere göre farklılık göstermektedir: Arkaik Dönem’de belirli bir yaşın üzerindeki çocuklarda nadiren görülen bu uygulamaya, Klasik Dönem’de hiç rastlanmamıştır. Hellenistik Dönem’de ise kremasyon yeniden, ancak yine sınırlı sayıda örnekte ortaya çıkmakta; bu mezarlarda bebek veya çocuğun olasılıkla ebeveynlerinden biri olan bir yetişkinle birlikte gömüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durum, ebeveyn ile eş zamanlı ölümlerde ya da aile mezarı geleneğini sürdürme amacıyla istisnai koşullarda bebek ve çocuklara kremasyon uygulandığını göstermektedir. İnhumasyon mezar tipleri arasında her üç bölgede de bebekler için yaygın olarak enkhytrismosun tercih edildiği, buna karşın enkhytrismos için kullanılan kapların kent bazında ve dönemsel olarak değişimler gösterdiği belirlenmiştir. Bu tip mezarlarda hediye bırakma geleneğinin genel olarak sınırlı olduğu saptanmıştır. Bu durum, bebek mezarlarındaki sınırlılığın yalnızca ailenin statüsü ve ekonomik gücünden değil, Anthesteria aracılığıyla henüz tam bir toplumsal kimliğini kazanamadan vefat eden bireylerin sosyal konumundan da kaynaklanabileceğini düşündürmektedir. Bölgeler arasındaki farklılıklar, ağırlıklı olarak mezar tiplerinde ve kontekstlerinde kendini göstermektedir. Mezar kontekstlerinde ailenin ekonomik gücü, kentin yerel üretim geleneği ve coğrafi konumu gibi etkenler doğrultusunda farklılıklar bulunmaktadır. Buna karşın, her üç bölgede de koku kaplarının ritüel amaçlı kullanımı ve minyatür kapların yaygınlığı, ortak eğilimlerin de olduğunu göstermektedir. Arkaik Dönem’de çocukların daha çok tek başına gömüldüğü görülmektedir. Klasik Dönem'e ilişkin veriler diğer dönemlere kıyasla oldukça sınırlı olmakla birlikte, mevcut bulgular yetişkin bireylerle paylaşılan mezarların bu dönemde arttığına işaret etmektedir. Hellenistik Dönem’de ise bebek ve çocukların yetişkinlerle beraber birlikte defnedilme oranında belirgin bir artış olduğu görülmektedir. Bölgesel farklılıklar ve dönemsel değişimlerin yanı sıra, her üç bölgede tutarlı biçimde gözlemlenen bulgular, bebek ve çocuk ölü gömme geleneklerinin ortak bir kültürel zeminden beslendiğini ve köklü bir inanç sistemine dayandığını ortaya koymaktadır.
Geleneksel dans sahnelemelerinin dönüşümünde beden bilgisi
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Babacan, Cihan; Ünlü, Ömer Barbaros
Dans becerisi, günümüzde kas belleğine dayanan teknik bir edinimden ibaret olarak değil, farklı disiplinlerin katkılarıyla açıklanan çok boyutlu bir bilgi biçimi olarak değerlendirilmektedir. Günümüzdeki halk dansları sahnelemeleri büyük ölçüde repertuvarın biçimsel özelliklerini ve yerleşik hareket kalıplarını ön plana çıkaran, benzer anlatı yapılarını yeniden üreten estetik anlayışlar üzerinden varlığını sürdürmektedir. Ancak son dönemde dans tiyatrosu, çağdaş koreografi, somatik çalışmalar ve disiplinlerarası performans yaklaşımlarının yaygınlaşması halk danslarının korunacak kültürel miraslar olmasının yanında, yeniden yorumlanabilir ve dönüştürülebilir hareket sistemleri olarak ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu durum, halk danslarında yer alan beden bilgisinin yeniden değerlendirilmesini önemli bir araştırma alanı haline getirmektedir. Araştırma sürecinde odak noktası, beden bilgisinin nasıl oluştuğunu açıklamaktan çok, bu bilginin çağdaş sahneleme yaklaşımları içerisinde nasıl bir eylemsellik kazanabileceği sorusuna yönelmiştir. Bu doğrultuda çalışmanın temel amacı, halk dansları alanında biriken beden bilgisinin çağdaş sahne üretimleriyle ilişkilendiren kuramsal ve uygulamalı bir yaklaşım geliştirmektir. Bu bağlamda çalışma, koreografik üretimi biçimsel ve estetik bir düzenlemenin ardında, bedeni sahne üzerindeki duyumsal, yapısal ve ilişkisel süreçleriyle şekillenen dramaturjik bir yaratım pratiği olarak da ele almaktadır. Halk danslarının doğasında var olan makro-dramaturjik (tarihsel ve kültürel) birikimin, çağdaş performans dramaturjisi ekseninde mikro-dramaturjik (beden ve hareket odaklı) bir yaklaşımla sahnede nasıl yeni anlam ilişkileri kurarak inşa edilebileceği sorusu araştırmanın temel inceleme alanlarından birini oluşturmaktadır. İlk bölümünde halk danslarının sahneleme süreçlerinde ortaya çıkan dönüşümler dönemsel ve estetik kategoriler üzerinden ele alınmıştır. Özellikle temsil odaklı, biçimsel repertuvar merkezli yaklaşımların günümüz sahneleme anlayışları karşısındaki sınırları tartışılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde ise beden bilgisi, dans antropolojisi, fenomenoloji, etnokoreoloji, performans kuramları, somatik ve koreografik yaklaşımlardan yararlanarak beden bilgisi teknik becerinin ötesinde duyumsal, kültürel, kinestetik ve ilişkisel boyutlar içeren çok boyutlu bir yapı olarak ele alınmaktadır. Bu doğrultuda beden yalnızca hareketi icra eden bir araç değil; deneyimleyen, anlam üreten, yorumlayan ve dönüştüren bir özne olarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü ise halk dansları alanında mevcut beden bilgisinin çağdaş sahneleme süreçlerinde yaratıcı bir üretim kaynağı olarak nasıl kullanılabileceğini açıklamak için planlanmıştır. Bu amaçla ‘Beden Bilgisi ve Koreografi’ başlığı altında dört aşamalı bir uygulama modeli önerilmiştir. Duyumsal Temellendirme, Hareketin Yapısal Kurulumu, Hareketin Anlam Üretme Süreci ve Koreografik ve Dramaturjik Yaratım aşamalarından oluşan bu model, dansçının sahip olduğu beden bilgisini görünür kılmayı ve koreografik üretim sürecine dâhil etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma sonucunda halk danslarında yer alan beden bilgisinin alışılmış bir şekilde geçmişe ait hareket kalıplarının korunmasını sağlayan bir aktarım sistemi olmadığı; aynı zamanda yeni dramaturjik ilişkiler, hareket tasarımları ve sahneleme biçimleri üretebilen yaratıcı bir potansiyel taşıdığı açıklanmaktadır.




















