Ege Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Ege, Ege Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Homeros'un İzmir kültür tarihi ve turizmi bağlamında incelenmesi
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Fenike Karabay, Emel; Özdöl Kutlu, Serap
Bu çalışmada Homeros, yalnızca İlyada ve Odysseia’nın ozanı olarak değil, Antik Yunan’ın din, eğitim ve kültür anlayışının şekillenmesinde etkili olmuş tarihsel bir figür olarak ele alınmıştır. Antik kaynaklarda Smyrna (İzmir) ile ilişkilendirilen Homeros’un İzmir kültür tarihindeki yeri ve bu mirasın kültür turizmi açısından taşıdığı potansiyel incelenmiştir. Araştırmanın kuramsal bölümünde kültür, kültürel miras ve kültür turizmi kavramları ele alınmış; Homeros’un yaşamı, eserleri ve Smyrna antik kenti ile bağlantısına ilişkin görüşler incelenmiştir. Ayrıca İzmir’in kültürel ve turistik yapısı değerlendirilerek Homeros’un kent turizmine sağlayabileceği katkılar ortaya konulmuştur. Dünyadaki edebiyat ve kültür temelli turizm uygulamalarından örnekler incelenerek İzmir açısından değerlendirilebilecek yaklaşımlar belirlenmiştir. Araştırmanın uygulama kısmında nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda turizm sektörü temsilcileri, yerel yönetim çalışanları ve akademisyenlerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucunda Homeros’un yabancı ziyaretçiler tarafından bilinen ancak yerel halk tarafından yeterince tanınmayan bir kültürel değer olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Homeros’a ilişkin mevcut tanıtım faaliyetlerinin sınırlı kaldığı, kurumlar arası iş birliğinin yeterince geliştirilemediği ve ekonomik nedenlerin birçok projenin sürdürülebilirliğini etkilediği tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, Homeros’un İzmir için önemli bir kültürel ve turistik potansiyel taşıdığını göstermektedir. Ancak bu potansiyelin etkin biçimde değerlendirilebilmesi için yerel halkın bilinçlendirilmesi, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi ve Homeros’un kent kimliği içerisinde daha görünür hale getirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda çalışmada Homeros temalı kültür rotaları, dijital uygulamalar, kültürel etkinlikler ve sürdürülebilir turizm yaklaşımlarına yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Hurri, Hatti, Urartu dilleri ile Türk dili arasındaki dil ilişkileri
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Bezircilioğlu, Emine Neslihan; Şahin, İbrahim; Kaymaz, Zeki
Hurri, Hatti, Urartu Dilleri ile Türk Dili Arasındaki Dil İlişkileri adlı tez çalışması, Türkçe ile eklemeli diller grubunda yer alan ve herhangi bir dil ailesine kesin olarak dâhil edilemeyen Hurri, Hatti ve Urartu dilleri arasındaki olası ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Eldeki dil verileri MÖ 2250’li yıllara kadar uzanan söz konusu dillerle, MS VII. yy.’dan itibaren dil verileri elimizde olan Türkçenin farklı dönemlerde yazıya geçirilmiş olması nedeniyle, çalışmada çok katmanlı ve artzamanlı (diyakronik) karşılaştırmalı dil bilimi yöntemi benimsenmiştir. Bu yöntem aracılığıyla, söz konusu diller arasındaki fonolojik, morfolojik, sentaktik ve leksik benzerlikler sistematik biçimde analiz edilmiştir. Üç ana bölümden oluşan tezin birinci kısmında, Hatti dili ve yazısına ilişkin genel bir çerçeve çizilmiş; dilin yapısal özellikleri ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz dizimi başlıkları altında incelenmiştir. Bölümün devamında, Hatti dili ile Türkçenin yapısal özellikleri ve söz varlığı karşılaştırılmış, tespit edilen benzerlikler sistematik bir biçimde ortaya konulmuştur. Karşılaştırmalı analiz neticesinde tespit edilen toplam 73 sözcüğün 34’ü doğrudan görülebilen denklikler, 7’si olası denklikler kategorisinde tasnif edilmiş; geriye kalan 32 sözcük ise belirlenen 9 ses denkliği esasına dayanarak açıklanmıştır. Ayrıca, kendisinden önceki ve çağdaşı Anadolu dillerinden önemli ölçüde sözcük alıntıları içermesi ve bu unsurların kökenlerinin çoğu zaman kesin olarak ayırt edilememesi nedeniyle, Hititçenin söz varlığı da incelemeye dâhil edilmiştir. Karşılaştırmalı analiz neticesinde tespit edilen toplam 446 sözcüğün 138’i doğrudan görülebilen denklikler, 18’i olası denklikler kategorisinde tasnif edilmiş; geriye kalan 290 sözcük ise belirlenen 41 ses denkliği esasına dayanarak açıklanmıştır. İkinci bölümde, Hurri dili ve yazısına ilişkin genel bir çerçeve çizilmiş; dilin yapısal özellikleri ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz dizimi başlıkları altında ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Bölümün devamında, Hurri dili ile Türkçenin yapısal özellikleri ve söz varlığı karşılaştırılarak benzerlikler ortaya konmuştur. Karşılaştırmalı analiz neticesinde tespit edilen toplam 155 sözcüğün 56’sı doğrudan görülebilen denklikler, 25’i olası denklikler kategorisinde tasnif edilmiş; geriye kalan 74 sözcük ise belirlenen 18 ses denkliği esasına dayanarak açıklanmıştır Üçüncü bölümde, Urartu dili ve yazısına ilişkin genel bir çerçeve çizilmiş; dilin yapısal özellikleri ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz dizimi başlıkları altında incelenmiştir. Bu bölümün devamında, Urartu dili ile Türkçenin yapısal özellikleri ve söz varlığı karşılaştırılmış; ayrıca ses denklikleri üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Karşılaştırmalı analiz neticesinde tespit edilen toplam 66 sözcüğün 45’i doğrudan görülebilen denklikler, 10’u olası denklikler kategorisinde tasnif edilmiş; geriye kalan 11 sözcük ise belirlenen 3 ses denkliği esasına dayanarak açıklanmıştır Sonuç bölümünde, çalışmada tespit edilen bulgular ortaya konularak tezin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Her bölümde yapılmış karşılaştırmaların sonuçları doğrultusunda belirlenen söz varlığı unsurları nicel verilere dönüştürülmüş; elde edilen verilerin ne ifade ettiği açıklanmıştır. Bu çerçevede, söz konusu diller ile Türkçe arasında tarihî bir ilişkinin varlığı ortaya konulmuştur. Ayrıca bu konu ile ilgili ileride yapılabilecek çalışmalar hakkında öneriler verilmiştir.
African-American women’s psalms of deliverance: Race, liberty, and gender in Black Christian poetry
(Ege Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Açıkgöz, Emre; Denizarslanı, Yonca
As a result of the English Reformation, English Protestants, dissatisfied with the "via media" (middle way) identity the Church of England had fashioned for itself, participated in the British colonization of North America. With this migration, it became clear that the character of the future United States would be fundamentally shaped by religious ideas. In particular, the hierarchical worldview generated by the characteristic dualism of Calvinism lent a religious identity to slavery as the institution became entrenched in the colonies. Emerging from this dualism, White and Black Christianities (Brown Douglas 73, 95) functioned as inherently politicalreligious movements due to the environment in which they developed. These politicized religious movements also influenced the cultural heritage of their respective societies, manifesting themselves in their music, visual arts, and literary narratives. Accordingly, this study aims to examine the religious, historical, and literary legacies of America's inherently dichotomous society through an integrated approach. Grounded theologically in the works of James H. Cone, Delores S. Williams, and Kelly Brown Douglas, this thesis analyzes the poetry of Phillis Wheatley, Frances E. W. Harper, and Pauli Murray to investigate how these writers carved out space for a liberating understanding of religion within their respective literary worlds.
Geç Antik Dönem’de Spatheion amphoralarının Doğu Akdeniz Havzası’ndaki dağılımı
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Mantar, Erdem; Şenol, Ahmet Kaan
Bu çalışmada, Antik Dönem ticaretini ve ekonomisini takip edebilmemizde oldukça büyük öneme sahip olan ticari amphoraların önemli bir grubunu oluşturan Spatheion tipi amphoraların Doğu Akdeniz Havzası’nda görülen dağılımı incelenmiştir. Geç Antik Dönem boyunca kullanım gördüğü tespit edilen, günümüz Tunus bölgesinde üretildiği kanıtlanan bu ticari amphora grubunun Doğu Akdeniz’de yer alan birçok merkezde tespit edildiği görülmektedir. Doğu Akdeniz’de yer alan ve Spatheion tipi amphoraların tespit edildiği merkezlerin tamamı, bölgelere ayrılarak ayrı başlıklar altında ve gerçekleştirilen yayınların imkan sunduğu ölçüde incelenmiş ve yayınların sunduğu istatistiki bilgiler üzerinden Spatheion tipi amphoraların üretiminin yapıldığı Kuzey Afrika ile Doğu Akdeniz’de yer alan bölgeler/merkezler arasındaki ticari ilişkilerin varlığının ve yoğunluğunun aktarılması hedeflenmiştir. Çalışmanın temel amacını oluşturan dağılım konusu irdelenirken ayrıca bu ticari ilişkilerin ardındaki sebepler, amaçlar ve sorunlar da sorgulanmıştır. Öyle ki Spatheion tipi amphoralar konusunda; tipoloji konusuna, içerisinde taşınan ürünlere, söz konusu kabın boyutlarındaki değişkenliğe, kullanım sürelerine ve bu ticari ilişkilerin arkasında yatan otoriteye kadar birçok konuya dair fikir üretilmek amaçlanmıştır. Sonuç olarak Spatheion tipi amphoraların Doğu Akdeniz’de yer alan farklı bölgelerdeki birçok merkezde tespit edildiği ve oldukça geniş bir dağılıma sahip olduğu görülmüştür. Bölgeler adına veya bizzat merkezler özelinde görülen istatistiki sonuçlar, Spatheion tipi amphoraların tespit edildiği merkezlerde ele geçirilen ticari amphoralar arasında yoğun bir gruba karşılık gelmediğini göstermektedir. Özetle Spatheion tipi amphoralar aracılığıyla ekonomik öneme sahip tarımsal ürünlerini Doğu Akdeniz’de yer alan pazarlara yollayan Kuzey Afrika, oldukça geniş bir alanda fakat çok yoğun olmayan seviyelerde ticari ilişkiler gerçekleştirmiştir.
Çok-duyulu film deneyimi üzerine fenomenolojik bir inceleme: 2010 sonrası Türk sineması
(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Ertan, Erdil Levent; Soygüder, Şebnem
Sinema çalışmalarında film seyir deneyimi uzun süre mesafeye dayalı gözmerkezci bir perspektifle ele alınmış ve salt görsel algı üzerinden işleyen entelektüel/zihinsel bir anlamlandırma pratiğine indirgenmiştir. Bu durum, film deneyimindeki bedensel boyutun çoğunlukla arka planda kalmasına yol açmıştır. Sinema teorilerinin filmi temsil, anlatı, gösterge, kavram ve dil temelinde kavradığı bir düzlemde bu çalışma; sinemayı bedenselleşmiş ve çok-duyulu bir algılama etkinliğinin gerçekleştiği estetik bir deneyim alanı olarak değerlendirmektedir. Nitekim film-fenomenolojisi film seyir sürecini, yaşayan-beden aracılığıyla kurulan çok-duyulu bir algı deneyimi olarak kavramaktadır. Bu yaklaşım görmeyi, bedenden bağımsız ve “öteki” duyulardan ayrıcalıklı bir konuma yerleştirmek yerine, onu bedenin tüm duyularıyla iç içe geçen bütüncül bir algılama biçimi olarak değerlendirir. Böylelikle temsil edilemeyen (dokunma vd.) duyuların bedenleştirilmiş seyir deneyimindeki rolüne daha fazla odaklanmaktadır. Bu anlayış, film ile izleyici arasındaki ilişkiyi etkin/edilgin ve özne/nesne gibi Kartezyen ayrımlara hapseden tek taraflı bir anlamlandırma sürecinden çıkararak bedensel algılamanın merkezde olduğu bir etkileşim, bedensel bir karşılaşma olarak tanımlamaktadır. Her ne kadar film-fenomenolojisi film deneyiminin bedensel ve çokduyulu yapısını kuramsal olarak açıklamaya çalışmış olsa da bu yaklaşımın özellikle seyirciler tarafından nasıl deneyimlendiği ve bu durumun film ile seyirci ilişkisini hangi açılardan dönüştürdüğü yeterince incelenmemiştir. Bu nedenle çalışma, 2010 sonrası Türk sinemasında yer alan Koca Dünya (2016), Kaygı (2017) ve Aniden (2022) filmleri üzerinden, film deneyiminin yalnızca görsel algıya dayalı, bedenden yalıtılmış zihinsel bir süreç olarak değil bedenleştirilmiş ve çok-duyulu bir algılama biçimi olarak nasıl gerçekleştiğini fenomenolojik bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. İzleyici deneyiminin ilişkisel yapısını irdelemek adına çalışmada nitel araştırma yöntemi çerçevesinde fenomenoloji deseni benimsenmiştir. Bu tercihin sebebi; fenomenolojinin felsefi tavrı ile yöntemsel uygulamasını bütünleştirerek film deneyimini seyircinin bedensel varoluşu, duyusal kapasitesi, algısal yönelimleri ve yaşantıları üzerinden okumaya olanak sağlamasıdır. Bu sebeple araştırma süreci, sinema çalışmalarında sıklıkla ihmal edilen bedensel ve duyusal deneyimi nitel veri üretiminin merkezine yerleştirerek, betimsel ve yorumlayıcı bir fenomenolojik kavrayış çerçevesinde yapılandırılmıştır. Nitekim köklerini felsefi arka plandan almayan bir yöntemsel uygulamanın, odaklanılan fenomene dair bütünlüklü bir kavrayış sunması oldukça güçtür. Dolayısıyla fenomenoloji felsefesi ile nitel araştırma deseni olan fenomenoloji ayrılmaz bir bütün olarak ele alınmıştır. Bu felsefi-metodolojik tutarlılık “film deneyimi” fenomeninin tüm boyutlarıyla derinlemesine incelenebilmesinin zeminini oluşturmuştur. Araştırma kapsamında üç film için toplam 30 katılımcıyla yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve veriler katılımcıların film deneyimlerini betimlemelerine olanak tanıyan bu görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Bulgular; filmin izleyici karşısında “güvenli” bir mesafeden izlenilen ve yalnızca zihinsel olarak anlamlandırılan bir temsil nesnesi olmaktan çıkarak izleyicinin algısal yönelimlerini belirleyen ve bedensel özdeşleşmesini (katılımcı eylemsellik) mümkün kılan canlı bir etkileşim alanına dönüştüğünü göstermektedir. Ayrıca katılımcıların aktarımları, film deneyiminin bedenden yalıtılmış tek bir duyuya indirgenemeyen bütüncül bir algısal yapı sergilediğini, görmenin ise merkezi konumunu korurken bedenin diğer duyularıyla bütünleşerek işlediğini ortaya koymaktadır. Benzer biçimde dokunma ve koklama gibi temsil edilemeyen duyulara ilişkin yoğun çağrışımlar, sinemasal deneyimin yalnızca görsel (ve işitsel) uyaranlarla sınırlı kalmayıp duyular arasında geçişken ilişkiler kurarak haptik ve sinestetik etkiler yarattığına işaret etmektedir. Nitekim araştırma bulgularından hareketle izleyicinin, film deneyiminde gören (ve işiten) bir gözlemci pozisyonundan sıyrılarak tüm duyusal kapasitesiyle filme yöneldiği, hissettiği ve onunla bedensel düzeyde karşılıklı bir ilişki kurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye’deki sinema çalışmalarının büyük ölçüde aygıt, anlatı, ideoloji, neoformalizm, psikanaliz ve göstergebilim odaklı geleneksel yaklaşımlar etrafında şekillendiği dikkate alındığında, bu araştırma; film deneyimini temsil ve zihinsel anlamlandırma merkezli kavrayışın ötesinde onu bedenleştirilmiş ve çok-duyulu bir algı temelinde yeniden ele alarak alanyazına kuramsal ve metodolojik bir katkı sunmaktadır.




















