Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Güney Cephesi’nde gayrinizami harp: Özdemir Bey’in suriye, Antep ve Irak’taki faaliyetleri (1919-1923)(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Güneş, Ali; Karakaş, NuriGünümüz global silahlı çatışmalar haritasına bakıldığında, en fazla ön plana çıkan harp türünün yeni nesil tezahürleriyle gayrinizami harp ve gayrinizami kuvvetlere karşı harekât olduğunu söylemek mümkündür. Esasen stratejik düşünce tarihinin de bize gösterdiği gibi gayrinizami harp doktrini, yeni bir şey değildir. Gayrinizami harbin tarihsel uygulamaları ve geçmiş tecrübelerinden çıkarılacak derslerden hem tarihçilerin hem de profesyonel askerî personelin azami ölçüde istifade etmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bakımdan Ali Şefik Özdemir’in 1919-1923 yılları arasındaki faaliyetleri, Millî Mücadele’nin monolitik bir anlatıdan ziyade birbiriyle bağlantılı çok cepheli bir süreç olduğunun en açık kanıtıdır. Özdemir Bey, 4 yıllık bu süreçte, değişen stratejik önceliklere uyum sağlayarak önce Fransız işgaline, ardından İngiliz işgaline karşı gayrinizami harp prensiplerini ustalıkla uygulamıştır. Onun mücadelesi, düzenli ordunun doğrudan müdahale edemediği veya etmediği alanlarda, düşmanı yıpratmak, siyasi müzakerelerde karar alıcıların elini güçlendirmek ve nihayetinde ulusal sınırları mümkün olan en elverişli şartlarda çizmek için verilmiş bir mücadeledir. Fransız ve İngiliz arşivlerinin onun hakkındaki kaygı dolu raporları, bu mücadelenin ne derece etkili olduğunun tarafsız birer tanığıdır. Özdemir Bey, Millî Mücadele’nin sadece cephelerde değil; istihbarat, propaganda ve psikolojik harekât alanlarında da kazanıldığını gösteren kritik bir stratejist ve gayrinizami harp öncüsüdür. Bu çalışma, Millî Mücadele’nin Güney Cephesi’nde Fransız ve İngiliz işgal kuvvetlerine karşı ardışık ve stratejik olarak bağlantılı bir şekilde gayrinizami harp harekâtı yürüten Ali Şefik Özdemir’in (Özdemir Bey), 1919-1923 yılları arasındaki faaliyetlerini kapsamlı bir biçimde analiz etmektedir. Çalışma Özdemir Bey’in mücadelesini üç evreye ayırmaktadır: 1919-1920 yılları arasında Suriye’de Fransızlara karşı yerel direnişi örgütlemesi, 1920-1921 yıllarında Antep savunmasını yönetmesi ve Antep düştükten sonra Ankara Antlaşması’na kadar tekrar Suriye’de düşman gerisinde harekât yürütmesi, son olarak 1922-1923 yıllarında Musul Vilayeti’nde İngilizlere karşı gayrinizami faaliyetler icra etmesi.Öğe Kerimov Döneminde kimlik inşasında din ve diplomasinin kesişimi: Özbekistan’da İslam, milliyetçilik ve politik ekonomi(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Biçer, Ali Rıza; Özman, HamitBu çalışma, İslam Kerimov döneminde Özbekistan’da kimliğin hangi siyasal mantıkla kurulduğunu ve bu sürecin hangi araçlar üzerinden sürdürüldüğünü açıklamayı amaçlamaktadır. Çalışma, kimliği sabit ve doğal bir aidiyet alanı olarak değil; devlet tarafından sınırları çizilen, işlevleri tanımlanan ve farklı politika alanlarına eklemlenen yönetilebilir bir yapı olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda din, milliyetçilik, dış politika ve ekonomik tercihler, birbirinden bağımsız alanlar olarak değil; aynı siyasal düzenin farklı yüzleri olarak analiz edilmiştir. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımı (doküman analizi) çerçevesinde tasarlanmış betimleyici-analitik bir tek-vaka incelemesidir. Çalışmanın veri seti; ulusal ve uluslararası akademik literatür, sınırlı sayıda Özbekçe ve Rusça kaynak, ağırlıklı olarak İngilizce kaynaklar, resmi internet sitelerinde yer alan resmi belgeler, kurumsal raporlar ve tarihsel dokümanlardan oluşmaktadır. Elde edilen veriler, tarihsel bağlamlandırma, söylem ve çerçeve analizi teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bu doğrultuda din, milliyetçilik, diplomasi ve politik ekonomi arasındaki etkileşim bütüncül bir analitik çerçeve içerisinde incelenmiştir. Tezde ulaşılan temel bulgulardan biri, Kerimov döneminde dinin kamusal alanda tamamen bastırılmadığı; ancak siyasal ve toplumsal etkisi devlet tarafından sürekli denetim altında tutulan bir alan haline getirildiğidir. Din, bu çerçevede ne serbest bir toplumsal güç ne de yalnızca özel alanla sınırlı bir inanç pratiği olarak konumlandırılmış; devletin belirlediği sınırlar içinde tanımlanarak ulusal kimliğin kültürel ve ahlaki bir unsuru haline getirilmiştir. Bu durum, Özbekistan’daki laiklik anlayışının özgürlükten çok kontrol mantığıyla şekillendiğini göstermektedir. Milliyetçilik ise etnik çoğulculuğu genişleten bir söylemden ziyade, devlet egemenliği ve siyasal istikrar etrafında inşa edilen kapsayıcı fakat merkezi bir kimlik anlayışı olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlayış, hem iç muhalefetin sınırlandırılmasında hem de ulusal birlik söyleminin güçlendirilmesinde işlevsel bir rol üstlenmiştir. Çalışma, kimlik inşasının dış politika ve güvenlik alanıyla doğrudan bağlantılı olduğunu da ortaya koymaktadır. Özellikle 11 Eylül sonrasında terörle mücadele söylemi, Özbekistan’ın uluslararası alandaki konumlanmasını belirleyen temel çerçevelerden biri haline gelmiş; bu süreçte din, dış politikada esnek bir meşruiyet aracı olarak kullanılmıştır. Böylece içerde denetlenen dini alan, dışarda istikrar ve güvenilirlik imajının bir parçası haline gelmiştir. Tezin önemli katkılarından biri de ekonomik politikaların kimlik inşasıyla kurduğu ilişkiyi görünür kılmasıdır. Kerimov döneminde uygulanan devlet merkezli ekonomik model, milliyetçilik ve ahlaki fedakarlık söylemleriyle meşrulaştırılmış; din ise bu sürecin ideolojik değil, toplumsal kabule yönelik tamamlayıcı bir unsuru olarak işlev görmüştür. Bu yapı, kısa vadede siyasal istikrar üretmiş; ancak uzun vadede ekonomik esnekliği ve dönüşüm kapasitesini sınırlandıran bir miras bırakmıştır. Sonuç olarak çalışma, Kerimov dönemi Özbekistan’ında kimliğin tek bir ideolojik alanla açıklanamayacağını; din, milliyetçilik, diplomasi ve ekonomik politikaların birlikte işlediği çok katmanlı bir yönetim pratiği olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu yönüyle tez, Sovyet sonrası otoriter rejimlerde kimlik siyasetinin işleyişini anlamaya yönelik analitik bir katkı sunmaktadır.Öğe Sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda bankacılık ve dijitalleşme(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Akpınar, Alper; Huyugüzel Kışla, Gül ŞerifeSürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasında finansal sistemin dönüşümü ve dijital teknolojilerin yaygınlaşması kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, bankacılık ve dijitalleşmenin sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerindeki etkilerini teorik ve ampirik açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, sürdürülebilir kalkınma hedefleri, bankacılık ve dijitalleşme güncel gelişmeler doğrultusunda değerlendirilmektedir. Ampirik analiz bölümünde ise insana yakışır iş ve ekonomik büyüme ile iklim eylemi hedefleri çerçevesinde ekonometrik analizler gerçekleştirilmiştir. Bankacılığın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi finansal aracılık teorisi temelinde ele alınırken, dijitalleşmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi içsel büyüme teorisi temelinde ele alınmaktadır. Bunun yanı sıra, sermaye, girişimcilik ve nüfus artış oranı kontrol değişkenleri olarak kullanılmaktadır. Benzer şekilde, Bankacılığın hava kirliliği üzerindeki etkisi yeşil finans – kirli endüstri finansmanı teorileri temelinde ele alınırken, dijitalleşmenin hava kirliliği üzerindeki çevresel Kuznets eğirisi hipotezi – Geri Tepme etkisi temelinde ele alınmaktadır. Bu model için kullanılan kontrol değişkenleri de sırasıyla yenilenebilir olmayan enerji üretimi, yenilenebilir enerji üretimi, doğal kaynak tükenmesi ve endüstriyel üretimdir. 2014-2021 yılları aralığında 94 ülkeyi kapsayan panel veri analizi için, Eş Zamanlı Kantil Regresyon (SQR) yöntemi ana model olarak kullanılırken destekleyici yöntem olarak da Araç Değişkenli İki Aşamalı En Küçük Kareler (IV-2SLS) kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, bankacılık ve dijitalleşmenin ekonomik büyümeyi pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilediğini ortaya koymaktadır. Sermayenin etkisi de, tüm kantillerde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı iken, girişimcilik ve nüfus artış oranı değişkenleri farklı kantillerde heterojen bir etki yaratmaktadır. Bankacılık ve dijitalleşmenin hava kirliliği üzerindeki etkilerini inceleyen modelin bulguları incelendiğinde, dijitalleşmenin hava kirliliğini pozitif yönde etkilediği ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülürken, bankacılık tüm kantillerde farklılaşan heterojen bir etki yaratmaktadır. Doğal kaynak tükenmesi de, tüm kantillerde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı etkiler sunarken, yenilenebilir enerji üretimi, yenilenebilir olmayan enerji ve endüstriyel üretim değişkenleri heterojen etkilere sahiptir. Elde edilen bulgular ışığında, bankacılık ve dijitalleşmenin hem ekonomik büyüme üzerindeki etkilerine yönelik, hem de hava kirliliği üzerindeki etkilerine yönelik politika önerileri sunularak literatüre katkı sunulmuştur. İlk olarak, dijitalleşmenin ve bankacılığın ekonomik büyüme üzerindeki etkilerine yönelik öneriler düşük, orta ve yüksek gelirli ülkelere göre ayrılmaktadır. Dijitalleşmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerine yönelik öneriler; (i) düşük gelirli ülkelerde altyapıların geliştirilmesi, (ii) orta gelirli ülkelerde dijitalleşmenin tüketim ve düşük verimli sektörlerden üretim ve yüksek verimli sektörlere kaydırılması ve (iii) yüksek gelirli ülkelerde dijitalleşmenin inovasyon kapasitesinin arttırılması şeklindedir. Bankacılığın ekonomik büyüme üzerindeki etkilerine yönelik öneriler ise; (i) düşük ve orta gelirli ülkelerde kısıtlı kaynakların doğru sektörlere aktarılması, (ii) düşük ve orta gelirli ülkelerde finansal kapsayıcılığın arttırılması, (iii) düşük ve orta gelirli ülkelerde finans sisteminin kurumsal yapısının güçlendirilmesi, (iv) düşük ve orta gelirli ülkelerde dış şoklara yönelik önlemlerin arttırılması, (v) orta gelirli ülkelerde finansal okur-yazarlığın arttırılması ve (vi) yüksek gelirli ülkelerde aşırı finansallaşmanın önlenerek finansal sistemin reel ekonomi ile bağının güçlendirilmesi şeklindedir. İkinci olarak, dijitalleşmenin ve bankacılığın çevre üzerindeki etkilerine yönelik öneriler sunulmaktadır. Dijitalleşmenin çevre üzerindeki etkilerine yönelik öneriler; (i) enerji yoğun tesislerde yenilenebilir enerji kullanılması ve (ii) çevresel sürdürülebilirliğin üretim ve tüketimin her aşamasında izlenmesi şeklindedir. Bankacılığın çevre üzerindeki etkilerine yönelik öneriler ise; (i) bankacılık sektörünün çevresel riskleri içselleştirmesi, (ii) kirleten öder ilkesinin yaygınlaştırılması ve (iii) bankacılık ve finans kuruluşlarının kredi verirken daha seçici davranması şeklindedir.Öğe Düyun-ı Umumiye’nin Batı Anadolu faaliyetleri: (1881-1914)(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Kılınç, Alperen; Pullukçuoğlu Yapucu, OlcayDüyun-ı Umumiye’nin Batı Anadolu Faaliyetleri (1881-1914) adını taşıyan bu çalışmada bölge ve zaman sınırlamasına riayet edilerek, Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin vergi toplama, denetim pratikleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte yabancı ortaklar girişimi olarak nitelendirebileceğimiz bu kurumun, yerli üreticiler, tüccarlar ve köylüler üzerindeki etkilerinin izi sürülmüştür. Bu çalışmada ağırlıklı olarak Osmanlı Arşivleri materyalleri kullanılmıştır. Tezin amacı en temelde bir küçük üretici hanesinde, Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin var olduğu yıllardaki değişimi-dönüşümü ortaya çıkarabilmektir. Çalışmada Batı Anadolu’nun sahip olduğu ticari olanaklar, demiryolları, ticari tarım gibi kavramlar da incelenmiş olmakla birlikte bu incelemeler Düyun-ı Umumiye İdaresi ile alakalı olduğu ölçüde incelenmiştir. Batı Anadolu bölgesi Osmanlı İmparatorluğu için oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Batı Anadolu’nun bu önemi onun ticari potansiyeli ve iklimsel, mekânsal çerçevesi dolayısıyladır. Bu önem, Düyun-ı Umumiye İdaresi tarafından da aynen yansıtılmıştır. Örneğin, İmparatorluk topraklarını Müdüriyet ve Nezaret şeklinde bölen Düyun-ı Umumiye İdaresi, Batı Anadolu’nun potansiyelinin farkında olduğundan dolayı bu bölgeyi en geniş yönetim birimi olan Nezaret şeklinde idare etmiştir. Bölge en çok tütün tarımı ile bilinse de üzüm, incir gibi ürünlerin yanında tuz ve balıkçılık gibi konularda da Düyun-ı Umumiye İdaresi için önem taşımıştır. Bu çalışmada Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin faaliyete geçtikten 1914 yılına kadar Batı Anadolu’da uyguladığı faaliyetler incelenmiştir. Bu çalışmada Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin bir sömürge aparatı olup olmadığı da sorgulanmıştır. Bu çalışmanın önemi daha önce böyle bir çalışmanın hiç yapılmamış olmasından da kaynaklanmaktadır. Bu konu henüz literatürde gereken ilgiyi çekememiştir. Bunun bir getirisi olarak çalışma, temelde Osmanlı Arşivlerine dayanmıştır. Çalışmada, okuyucuya Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin faaliyetleri aktarılırken, Osmanlı İmparatorluğu’nun mali egemenlik haklarına getirilen sınırlamalara da dikkat çekilmiştir.Öğe 19. yüzyılda bilim ve coğrafya arasında: N. M. Przhevalsky’nin Orta Asya seyahatleri(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Sagirova, Alsu; Akan, MertcanBu tez, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Orta Asya’da gerçekleştirdiği keşif seferleriyle tanınan Rus seyyahı, doğa bilimci ve askerî araştırmacı Nikolay Mihayloviç Przhevalsky’nin bilimsel faaliyetlerini, Orta Asya araştırmalarına yaptığı katkıları ve Rus İmparatorluğu’nun bölgesel politikaları içerisindeki yerini incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, Przhevalsky’nin bilimsel faaliyetlerini tarihsel bağlamı içerisinde değerlendirerek bilimsel bilgi üretimi ile imparatorluk politikaları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırma, Przhevalsky’nin 1867-1885 yılları arasında gerçekleştirdiği keşif seferlerini kapsamaktadır. Çalışmada başta Przhevalsky’nin yayımlanmış eserleri olmak üzere konuya ilişkin yayımlanmış birincil kaynaklar ile Rusça, Türkçe ve Batı literatüründeki çalışmalar incelenmiştir. Araştırmada tarihsel araştırma yöntemi esas alınmış; yayımlanmış birincil kaynaklar ve konuya ilişkin ikincil literatür sistematik biçimde değerlendirilmiş, elde edilen veriler tarihsel bağlam içerisinde yorumlanmıştır. Araştırma bulguları, Przhevalsky’nin Orta Asya’nın coğrafyası, iklimi, flora ve faunası hakkında elde ettiği verilerle XIX. yüzyıl bilim dünyasına önemli katkılar sağladığını göstermektedir. Gerçekleştirdiği gözlemler, hazırladığı haritalar ve topladığı zoolojik ile botanik koleksiyonlar, bölgenin bilimsel olarak tanınmasına önemli katkı sağlamıştır. Bununla birlikte keşif seferlerinin yalnızca bilimsel amaçlarla sınırlı olmadığı; Rus İmparatorluğu’nun Orta Asya’ya yönelik siyasi, askerî ve stratejik hedefleriyle de yakından ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, bilimsel bilgi üretimi ile imparatorluk politikaları arasındaki ilişkinin Przhevalsky örneğinde açık biçimde izlenebildiğini göstermektedir. Çalışmada ayrıca Przhevalsky’nin Sovyet dönemi ve çağdaş tarih yazımındaki yeri incelenmiştir. Sovyet döneminde büyük ölçüde öncü bir bilim insanı ve kâşif olarak sunulan Przhevalsky, çağdaş tarih yazımında daha eleştirel yaklaşımlarla değerlendirilmekte; faaliyetleri bilimsel başarılarının yanı sıra emperyal yayılma, bilgi üretimi ve sömürgecilik tartışmaları çerçevesinde de ele alınmaktadır. Bununla birlikte, Orta Asya’nın bilimsel olarak araştırılmasına yaptığı katkılar konusunda literatürde genel bir görüş birliği bulunmaktadır. Sonuç olarak çalışma, Przhevalsky’nin bilimsel faaliyetleri ile Rus İmparatorluğu’nun Orta Asya politikaları arasındaki ilişkiyi tarihsel bağlam içerisinde bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmekte ve Türkçe literatürde sınırlı düzeyde incelenmiş bu konuya katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, XIX. yüzyılda bilimsel keşifler ile imparatorluk politikaları arasındaki ilişkinin Orta Asya örneğinde daha iyi anlaşılmasına katkı sunmaktadır.Öğe İkinci el giysilerin yeniden hayat bulması: Sürdürülebilir moda için yenilikçi bir ileri dönüşüm yaklaşımı(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Erdoğan, Aslı; Kılıç, ArzuModa endüstrisi, 21. yüzyılın en ağır çevresel krizlerinden birinin merkezinde yer almaktadır. Hızlı moda kültürünün beslediği aşırı üretim ve tüketim döngüsü, küresel ölçekte yılda 92 milyon tonu aşan tekstil atığı üretimine yol açmakta; bu atıkların büyük bölümü çöp depolama alanlarında son bulmaktadır. Mevcut geri dönüşüm sistemleri bu sorunla yüzleşmeye çalışsa da mekanik süreçlerde kaçınılmaz olan kalite kaybı, karışık lif kompozisyonlarının yarattığı teknik güçlükler ve yüksek enerji maliyetleri, geri dönüşümün tek başına yeterli bir çözüm olmadığını ortaya koymaktadır. Bu araştırma, söz konusu boşluktan hareketle ikinci el giysilerin ileri dönüşüm yöntemiyle yeniden hayat bulmasını hem uygulamalı hem de sayısal düzeyde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel sorusu şudur: İkinci el bir giysiden elde edilen kullanılabilir kumaş oranı ile yeni ürün kalıplarının yerleşim verimliliği nesnel olarak nasıl ölçülebilir? Bu sorudan yola çıkılarak ileri dönüşüm, salt estetik ya da yaratıcı bir pratik olarak değil; ölçülebilir, tekrarlanabilir ve sistematik bir tasarım metodolojisi olarak konumlandırılmaktadır. Araştırmanın yöntemi, farklı kumaş içeriklerine ve ürün gruplarına sahip onbir adet ikinci el giysinin çoğunlukla dekonstrüksiyon tekniğiyle parçalarına ayrılması üzerine kurgulanmıştır. Bu giysilerden elde edilen kumaş parçaları CAD yazılımı aracılığıyla dijital ortama aktarılmış; kullanılabilir kumaş alanları hesaplanmış, yeni tasarımlara ait kalıplar oluşturulmuş ve kumaş kullanım verimliliği sayısal verilerle raporlanmıştır. Böylece çalışma, ileri dönüşümü kaynak kumaş kullanımı bağlamında somut bir verimlilik göstergesiyle ilişkilendiren özgün bir metodoloji ortaya koymaktadır. Mevcut literatürde ileri dönüşüm araştırmalarının büyük çoğunluğunun nitel ve tasarım odaklı kaldığı; kumaşın ne kadarının kullanıldığını ve yeni kalıpların ne ölçüde verimli yerleştirilebildiğini sorgulayan veri temelli çalışmaların yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu araştırma tam da bu boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Elde edilen bulgular, benzer ileri dönüşüm uygulamalarında referans alınabilecek tekrarlanabilir bir çerçeve sunmakta; aynı zamanda hem bireysel tasarımcılara hem de ikinci kalite veya stok fazlası giysileri değerlendirmek isteyen hazır giyim üreticilerine uygulanabilir bir metodolojik zemin oluşturmaktadır.Öğe Dijital yayın platformlarında çocuklara yönelik içeriklerde anlatı yapısının inşası(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Özcan, Aslı; Sünbül Olgundeniz, Seda1990’lı yılların sonlarından itibaren iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, kitle iletişim araçlarının yapısal özelliklerini, işleyiş biçimlerini ve kullanım pratiklerini yeniden şekillendirmiştir. Karasal yayıncılıktan dijital yayıncılığa geçiş sürecinin ardından abonelik sistemiyle yayın yapan dijital medya platformlarına doğru bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu dönüşümün sonucunda medya araçları geleneksel medya ve dijital medya olmak üzere iki temel kategori altında sınıflandırılmıştır. Geleneksel toplum yapısında televizyon, aile bireylerinin ortak bir izleme deneyimi etrafında bir araya geldiği; yayın akışının belirlediği zamansal düzene bağlı olarak izleme alışkanlıklarının şekillendiği başlıca kitle iletişim araçlarından biri olarak işlev görmüştür. Modernleşme süreciyle birlikte izleyicinin bireysel izleme tercihleri ön plana çıkmış bu bağlamda da medya tüketim alışkanlıklarında bazı değişmeler başlamıştır. İzleyicilerin içeriklere zaman ve mekân sınırlılıklarından bağımsız olarak erişme yönündeki talepleri ile iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, dijital medya platformlarının çeşitlenmesini ve yaygınlaşmasını hızlandırmıştır. Platformların izleyiciler tarafından benimsenerek geleneksel medya araçlarına alternatif bir içerik erişim ve tüketim ortamı hâline gelmesini sağlamıştır. Dijitalleşme süreci, medya içeriklerinin üretim, biçim ve sunum süreçlerinde önemli dönüşümlere yol açarken, bireylerin medya içeriklerini tüketme ve izleme pratiklerinin de hızlanmasına neden olmuştur. Bu dönüşüm, dijital medya platformlarında üretilen içeriklerin anlatı yapılarının, izleyici davranışları ve değişen tüketim pratikleri doğrultusunda yeniden biçimlenmesini beraberinde getirmiştir. Dijitalleşmeyle birlikte medya içeriklerindeki uzun diyalogların yerini daha kısa ve yoğun anlatım biçimleri alırken, yavaş ve durağan anlatı yapıları da daha dinamik ve ritmik bir nitelik kazanmıştır. Söz konusu dönüşüm, yalnızca yetişkinlere yönelik medya içerikleriyle sınırlı kalmamış; çocuklara yönelik içeriklerin anlatı yapılarında da belirgin değişikliklere yol açmıştır. Dijitalleşmeyle birlikte çocuk içeriklerinin anlatıları daha dinamik ve ritmik bir yapı kazanırken, anlatının kurgulanmasında kullanılan dramatik unsurlar da bu dönüşüme paralel olarak yeniden biçimlenmiştir. Bu tez çalışmasında, dijital medya platformlarında çocuklara yönelik üretilen içeriklerin anlatı yapılarının hangi unsurlar ve anlatı stratejileri doğrultusunda inşa edildiği incelenmektedir. Dijital medya platformlarında çocuklara yönelik üretilen içeriklerin anlatı yapısı ile geleneksel medyada çocuklara yönelik üretilen içeriklerin anlatı yapısı arasında farklılıkların ve benzerliklerin neler olduğu araştırılmıştır. Bu araştırma yapılırken dijital medya platformlarında yayınlanan çocuklara yönelik içerikler ile geleneksel medyada yayınlanan içeriklerden Susam Sokağı ve Teletabiler programları niteliksel içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir.Öğe Banat kimliğinin inşası: Banatlılar ve Banat Cumhuriyeti (1914–1922)(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Kızılkaya, Ayberk; Akan, Mertcanİmparatorluklar Çağı’nın sona ermesi ve ulus-devletlerin kurulmasıyla ifade edilen post-emperyal dönemde, Banat bölgesi kozmopolit yapısıyla birbiriyle rekabet eden ulusların arasında kalmıştır. Bu çalışma, Habsburg kolonizasyonu sonucunda Banat’a yerleşen Şvabyalı Almanları ve Habsburg reformlarının bölgedeki etkilerini ele almaktadır. Bununla birlikte XIX. ve XX. yüzyıllarda Osmanlı ve Habsburg imparatorlukları ekseninde gelişen Sırp ve Rumen ulusçuluklarının Banat üzerindeki hak taleplerini incelemektedir. Araştırmanın temel amacı; 1918 yılında Otto Roth öncülüğünde ilan edilen Banat Cumhuriyeti’nin siyasi hedeflerini incelemek ve ulusüstü olan Banatlı kimliğinin inşasıyla başlayan süreci, başarısız bir devlet denemesi bağlamında analiz etmektir. Çalışmada karşılaştırmalı tarihsel analiz yöntemi kullanılmış; döneme ait arşiv belgeleri, diplomatik raporlar ve ikincil kaynaklar ile Banat bölgesi ulusçuluk ekseninde incelenmiştir. Araştırma bulguları, Sırp ulusal bilincinin Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarının bütünleşik etkisi altında kitle hareketleriyle geliştiğini, Rumen ulusçuluğunun ise dış destek ve diplomatik temaslar çerçevesinde şekillendiğini göstermektedir. XX. yüzyılda ortaya çıkan, Banat Cumhuriyeti’nin yalnızca Macaristan’ın bir uzantısı ya da sosyalist bir hareket olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aksine Banat Cumhuriyeti’nin İsviçre kanton modelini örnek alan, Fransız desteğini dahi arayan ve Banatlı üst kimliğini inşa etmeyi amaçlayan siyasi bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Bir diğer yandan, Osmanlı İmparatorluğu Banat Şehbenderliği’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiği saptanmıştır. Sonuç olarak, Sırbistan ve Romanya’nın ulus-devlet politikaları, Banatlı üst kimliğinin oluşumunu engellemiştir. Bu başarısız devlet denemesi, 20 Şubat 1919’da Banat ValJsJ olarak göreve Sırp Avukat MartJn FJlJpon’un gelmesJyle Sırp makamlarının müdahalesJ Jle lağvedilmiştir. Banat bölgesi Romanya ve Yugoslavya arasında gerçekleşen ikili müzakereler sonucunda paylaşılmıştır.Öğe Sürdürülebilir kalkınma bağlamında eko-inovasyon performansını etkileyen faktörler: OECD ülkeleri örneği(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Üçbaş, Ayça; Türkcan, Burcuİklim değişikliğinin etkileri giderek daha belirgin hale gelmektedir. Bu etkilerden kaçınmak için de gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınma da bu çerçevede ekonominin tüm kesimleri için ortak bir odak noktası haline gelmektedir. Sürdürülebilir kalkınmaya ulaşmanın kilit bir aracı olarak da ekoinovasyonlar öne çıkmaktadır. Literatürde eko-inovasyonların karbondioksit emisyonları ve ekolojik ayak izi üzerindeki negatif etkisi çeşitli çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Bu çerçevede eko-inovasyonlar ekonomik amaçlar ile sürdürülebilirlik amaçlarına aynı anda ulaşmanın bir yolu olarak değerlendirilebilmektedir. Bu kapsamda ülkelerin eko-inovasyon performansını etkileyen faktörlerin analiz edilmesi ve buna göre düzenlemeler ve geliştirmeler yapılması gerekmektedir. Bu tez çalışmasının temel amacı OECD ülkelerinde eko-inovasyon performansını belirleyen temel faktörleri analiz etmektir. Çalışma 24 yıllık dönem için ekonomik karmaşıklığın eko-inovasyon performansının geliştirilmesi sürecindeki etkisini analiz etmesi bakımından özgün değer taşımaktadır ve bu kapsamda bulguların literatüre katkı sağlaması beklenmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde sürdürülebilir kalkınma bağlamında eko-inovasyon belirleyicilerinin analizini yapabilmek için ilk olarak sürdürülebilir kalkınmanın kavramsal çerçevesi tartışılmıştır. Ardından eko-inovasyon kavramsal çerçevesine yer verilerek sürdürülebilir kalkınma bağlamında önemi ve geliştirilme sürecini etkileyebilecek faktörler tartışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise eko-inovasyon performansını etkileyen faktörler ile ilgili ampirik çalışmalara yer verilmiştir. Bölüm sonuna ise ampirik literatür özeti tablo olarak eklenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise ampirik analize yer verilmiştir. İlk olarak veri seti ve model tanıtılmıştır. Çalışmada OECD ülkeleri için 2000-2023 verileri kullanılarak eko-inovasyon performansının belirleyicileri analiz edilmiştir. CS-ARDL yönteminin kullanıldığı çalışmada ekonomik karmaşıklık, Ar-Ge harcamaları, küreselleşme, GSYİH, karbondioksit emisyonları ve popülasyon yoğunluğunun çevresel patentler üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Ardından ise yöntemin metodolojisi ve bulgular açıklanmıştır. Buna göre, analiz sonucunda, kısa vadede ekonomik karmaşıklığın eko-inovasyon performansını pozitif etkilediği tespit edilmiştir. Uzun vadede ise karbondioksit emisyonlarının etkisinin pozitif, GSYİH etkisinin ise negatif olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Foodstagramming davranışı örneğinde sosyal medya kullanım motivasyonlarını anlamak(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Aydın, Ayşegül; Yeniçeri Alemdar, MineTeknolojik gelişmelerin insanların günlük yaşamını şekillendirmesiyle birlikte, sosyal medya platformları bireylerin kendilerini ifade etme ve yaşam pratiklerini sunma biçimlerinde köklü değişikliklere neden olmuştur. Özellikle görsel içeriğin ön planda olduğu dijital ortamlarda, mekânlar ve anlar artık yalnızca yaşanılan deneyimler değil, aynı zamanda sosyal ağlarda paylaşılmak ve beğenilmek üzere tasarlanmış sunulabilir objeler haline gelmiştir. Bu dönüşümle birlikte kimlik inşası, tüketim pratikleri, gözetim ve mahremiyet gibi birçok sosyal kavramın yeniden tanımlanmasını beraberinde getirmiştir. Sosyal medya platformlarının popülarite kazanması ve kullanıcıların günlük yaşamlarını bu ortamlarda sergilemeleri, fiziksel deneyimlerin dijital temsilden ayrı düşünülemeyeceği bir çağın başlangıcını işaret etmektedir. Bu bağlamda, bireylerin seçtikleri mekânlar ve yaşadıkları anlar, sosyal medya algoritmalarına uygunluk ve dijital ortamda görünürlük potansiyeline göre değerlendirilir hale gelmiştir. İletişim araştırmalarında izler kitleyi çoğunlukla pasif bir alıcı olarak ele alan önceki yaklaşımlardan farklı olarak, kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı izleyiciyi medya kullanım sürecinde aktif bir özne olarak konumlandırmaktadır. Bu çalışma, sosyal medya kullanım motivasyonları ile foodstagramming davranışı arasındaki ilişkiyi kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, bireylerin medya içeriklerini belirli ihtiyaçlarını karşılamak üzere seçtiğini ve aktif bir şekilde kullandığını savunarak, foodstagramming davranışının bireyler üzerindeki motivasyon ve doyumlar çerçevesinde anlamlandırılmasını açıklamada güçlü bir temel sunmaktadır Görsel içerik üretiminin sosyal medya platformlarında giderek yaygınlaşmasıyla birlikte yemek ve içecek deneyimleri yalnızca bireysel tüketim pratikleri olarak değil, aynı zamanda kimlik sunumu, sosyal etkileşim, estetik temsil ve dijital görünürlük aracı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu bağlamda foodstagramming davranışı, bireylerin yemek/içecek fotoğraflarını sosyal medya platformlarında paylaşmaları ve bu paylaşım aracılığıyla çeşitli sosyal ve psikolojik doyumlar elde etmeleri bakımından önemli bir dijital iletişim pratiği olarak ele alınmaktadır. Araştırmada açımlayıcı sıralı karma yöntem deseni kullanılmıştır. Nicel aşamada 326 katılımcıdan anket yoluyla veri toplanmış; sosyal medya kullanım motivasyonları ile gastronomi/yemek hesabı takip etme, yemek/içecek fotoğrafı paylaşma ve paylaşım sıklığı gibi foodstagramming davranışını temsil eden değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Nitel aşamada ise nicel bulguların daha derinlemesine yorumlanabilmesi amacıyla 13 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Nicel bulgular, sosyal medya kullanım motivasyonlarının yemek/içecek fotoğrafı paylaşma durumuna göre anlamlı biçimde farklılaştığını göstermektedir. Yemek/içecek fotoğrafı paylaşan katılımcıların sosyal medya kullanım motivasyon düzeylerinin paylaşım yapmayan katılımcılara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca gastronomi/yemek hesabı takip eden katılımcılarda medya alışkanlıkları ve performansı, bilgi arama, kişisel statü, ilişki sürdürme ve eğlence boyutlarında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Paylaşım sıklığına göre yapılan analizlerde de sosyal medya kullanım motivasyonlarının narsisizm ve kişisel sunum, medya alışkanlıkları ve performansı, boş zamanları değerlendirme, bilgi arama, kişisel statü, ilişki sürdürme ve eğlence boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Nitel bulgular sonucunda foodstagramming davranışının beş ana tema etrafında yapılandığı belirlenmiştir: deneyim ve özel an paylaşımı, sosyal onay ve geri bildirim, sosyal bağ ve geçici temas, estetik haz ve görsel sunum, kimlik sunumu ve kendini ifade etme. Bu temalar, foodstagramming davranışının yalnızca yemek fotoğrafı paylaşmaktan ibaret olmadığını; bireylerin anı kaydetme, deneyimi görünür kılma, beğeni ve yorum yoluyla sosyal onay alma, gündelik etkileşim kurma, estetik haz elde etme ve dijital kimliklerini ifade etme gibi farklı doyum alanlarıyla ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.Öğe Türkiye’de imalat sanayi ve bölgesel ekonomik büyüme arasındaki ilişki(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Bilge, Ayşegül; Güçlü, MehmetTürkiye, kuruluşundan itibaren derin ve kalıcı bölgesel ekonomik eşitsizliklerle karakterize edilen bir ekonomik yapıya sahiptir. Bu bağlamda, artan getiri mekanizmaları ve yüksek verimlilik potansiyeli taşıyan sektörlerin bölgesel büyüme üzerindeki etkilerinin incelenmesi, dengeli kalkınma politikalarının tasarımı açısından önem taşımaktadır. Bu tez, imalat sanayisinin bölgesel büyüme süreçlerindeki rolünü Kaldor’un üç büyüme yasası çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Analiz kapsamında Türkiye’nin 26 İBBS Düzey 2 bölgesi, 2010–2023 dönemi için mekânsal panel veri ekonometrisi yöntemiyle incelenmiştir. Modellere COVID-19 pandemisi, 2018 döviz krizi ve doğu bölgelerine ilişkin yapısal bölgesel farklılıkları kontrol etmek amacıyla kukla değişkenler eklenmiştir. Kaldor’un üç yasası için yürütülen ekonometrik analizlerde birbirinden ayrışan ampirik sonuçlar elde edilmiştir. Kaldor’un 1. yasasına ilişkin bulgular, imalat sanayisinin imalat dışı sektörlere göre göreli büyüme fazlasının bölgesel GSYİH büyümesi üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Mekânsal otoregresif modelden elde edilen sonuçlar, bu etkinin yalnızca yerel düzeyde kalmadığını, komşu bölgeler üzerinden pozitif mekânsal yayılım etkileri de yarattığını göstermektedir. Bu bulgular, Kaldor’un 1. yasasının Türkiye’nin İBBS-2 bölgeleri için incelenen dönemde desteklendiğine işaret etmektedir. Kaldor’un 2. yasası, imalat sanayi çıktı büyümesi ile imalat sanayi emek verimliliği büyümesi arasındaki Verdoorn ilişkisi üzerinden sınanmıştır. Bu modelde panel etkilerine ve mekânsal bağımlılığa rastlanmadığı için nihai model olarak havuzlanmış En Küçük Kareler yöntemi benimsenmiştir. Tahmin edilen Verdoorn katsayısının pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bulunması, Türkiye imalat sanayisinde dinamik ölçek ekonomilerinin varlığına ilişkin güçlü ampirik destek sunmaktadır. Bununla birlikte, mekânsal bağımlılık bulgusunun elde edilmemesi, bu verimlilik ilişkisinin bölgeler arası mekânsal taşma etkileri ürettiğine dair istatistiksel kanıt bulunmadığını göstermektedir. Sektörler arası emek hareketlerinin bölgesel büyüme üzerindeki etkisini araştıran Kaldor’un 3. yasası için en uygun ekonometrik yapı Mekânsal Hata Modeli olarak belirlenmiştir. Model tahmin sonuçlarına göre, imalat sanayi istihdam büyümesi bölgesel GSYİH büyümesi üzerinde pozitif bir etkiye sahip olmakla birlikte, teorik beklentinin aksine imalat dışı sektörlerin istihdam büyümesi de pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu bulgu, Kaldor’un 3. yasasının temel sektörel asimetri beklentisinin Türkiye’nin İBBS-2 bölgeleri için 2010–2023 döneminde desteklenmediğini göstermektedir. Bulgular bütüncül olarak değerlendirildiğinde, Türkiye ekonomisinde imalat sanayisinin bölgesel büyüme açısından önemini koruduğu ve Verdoorn tipi artan getiri mekanizmasının güçlü biçimde gözlendiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak istihdam kompozisyonu üzerinden elde edilen bulgular, bölgesel büyüme dinamiklerinde imalat dışı sektörlerin de belirgin bir rol oynadığını göstermektedir. Bu sonuçlar, bölgesel kalkınma politikalarının yalnızca yerel üretim kapasitesini değil, bölgeler arası lojistik, ticari entegrasyon ve mekânsal etkileşim kanallarını da dikkate alan çok katmanlı bir yaklaşımla tasarlanması gerektiğine işaret etmektedir.Öğe Üniversitenin bir kurum olarak toplumsal cinsiyet rolleri algısına etkisi: Ege Üniversitesi örneği(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Alp, Aysun; Şentürk Yıldız, BurcuBu araştırma, üniversitenin bir kurum olarak bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin algıları üzerindeki etkisini Ege Üniversitesi örneği üzerinden incelemektedir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Altınova ve Duyan (2013) tarafından geliştirilen “Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği” ve danışmanı tarafından geliştirilen ek sorular kullanılmıştır. Nicel araştırma yöntemiyle tasarlanan çalışmanın verileri, Ege Üniversitesi’nde öğrenim gören 502 öğrenciden kota örnekleme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler JASP programı aracılığıyla hiyerarşik regresyon ve farklılık testlerine tabi tutulmuştur. Araştırma bulgularına göre; kadın öğrencilerin, sanat ve sosyal bilimler bölümlerinde okuyanların, 22 yaş ve üzeri grupta yer alanların ve ailesi büyükşehirde yaşayan katılımcıların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin çok daha eşitlikçi bir algıya sahip oldukları saptanmıştır. Sınıf düzeyi değişkeninde hazırlık ve 1. sınıf öğrencilerinin farkındalığı öne çıkarken; kalınan yer, ebeveyn eğitim düzeyi ve ikamet edilen şehir unsurlarının genel algı üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı görülmüştür. Gelir düzeyinde ise en düşük ve en yüksek gelir gruplarında olanların daha geleneksel bir tutuma yöneldiği belirlenmiştir. Sonuç olarak araştırma, öğrencilerin üniversite deneyimlerinin, onların toplumsal cinsiyet algılarını önemli boyutta inşa ettiğini göstermektedir.Öğe Floransa Konsili’nin Rus Ortodoks Kilisesi’ne etkileri(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Arı, Abdullah; Acar, Serkan1439 yılında toplanan Floransa Konsili’nin neticesinde Doğu ve Batı Kiliseleri arasında birlik sağlanmıştı. Bu birliğin amacı Bizans İmparatorluğu için kendini tehdit eden Türklere karşı askerî bir yardım sağlama hedefi olurken, papalık için meşru temellerini sağlamlaştırarak Ortodoks Hıristiyan Dünyası’na da üstünlüğünü kabul ettirmekti. Ruslar bu konsilden çıkan neticelerden yoğun olarak etkilendi. Ruslar Floransa Konsili’nde bir heyetle temsil edildilerse de konsil süreci boyunca etkin bir pozisyonda değillerdi. Ancak kiliseler arası birliğin sağlanmasına son derece karşılardı. Zira bu birlik sağlanırken dönemin Ortodoksluğu’nu temsil eden otorite Bizans İmparatorluğu, bahsi geçen askerî desteği almak adına Ortodoks öğretilerinden ciddi tavizler vermişti. Bu tavizler ise Ruslar arasında hoşnutsuzlukla karşılanmıştı. Ancak buradan doğan birtakım teolojik ve siyasî sonuçlar Rusları daha farklı bir konum almaya itmişti. Bu çalışmada, Floransa Konsili’nin ardından Rusların özellikle de Rus Kilisesi’nin yaşadığı değişimler ön planda olacaktır. Bu devirde yazılan kaynakları ve önemli tarihçilerin kaleme aldığı ciddi eserleri kullandığımız bu çalışmada amacımız Floransa Konsili’nin sonuçlarını izah etmektir.Öğe “The Irishman” filminde yaşlılık, pişmanlık ve sosyal ilişkiler: Psikososyal gelişim ve toplumsal roller üzerinden bir inceleme(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Bilgin, Ahmet Ferit; Kabadayı, LaleSinemasal anlatılar, yaşlılık, yalnızlık ve pişmanlık gibi olguların toplumsal ve kültürel anlamlar içinde temsil edilmesine olanak tanımaktadır. Yönetmenliğini Martin Scorsese’nin üstlendiği The Irishman filmi, başkarakter Frank Sheeran’ın yaşam seyri üzerinden ileri yaş evresini, yalıtılmışlığı, toplumsal rollerin dönüşümünü ve geçmişle hesaplaşmayı görünür kılmaktadır. Tez çalışması, karakterin yaşlılık deneyimini psikososyal ve sosyolojik eksende çözümlemeyi hedeflemektedir. Kuramsal çerçeve yapılandırılırken Erik Erikson’un psikososyal gelişim modeli, Bernice Neugarten’in yaş rolleri değerlendirmeleri, Pierre Bourdieu’nün alan ve sosyal sermaye kavramsallaştırmaları, Laura Carstensen’in sosyo-duygusal seçicilik yaklaşımı ile R. W. Connell’in hegemonik erkeklik perspektifi temel alınmaktadır. Nitel araştırma desenine uygun yapılandırılan inceleme, tematik film analizi ile yürütülmektedir. Çözümlemenin eksenleri ego bütünlüğü, yaşam değerlendirmesi, sosyal saat, sosyal sermaye, sosyo-duygusal seçicilik, rol kaybı ve hegemonik erkeklik başlıklarından oluşmaktadır. Filmin anlatı yapısı, bedensel performanslar, mekânsal konumlandırmalar ve dijital gençleştirme teknolojisinin öyküsel işlevi, biçimsel düzeyde değerlendirilmektedir. Çözümleme sonucunda, anlatıda yaşlılığın fiziksel gerilemenin ötesinde, eylemsel otoritenin zayıflaması, geçmiş eylemlerin yarattığı sorumluluk, aile bağlarındaki kopuş ve erkeklik inşasındaki aşınma üzerinden kurulduğu saptanmaktadır. Karakterin etkin yıllarında şiddet ve itaat ekseninde geliştirdiği araçsal ilişkiler, ileri yaş evresinde ihtiyaç duyulan duygusal destek ağlarının oluşumunu sınırlandırmaktadır. Yasa dışı eylemleri görev bilinciyle meşrulaştırma eğilimi, onay mekanizmalarının yitimiyle birleşerek yaşam öyküsünü bütünleştirme çabasını zayıflatmaktadır. Hiyerarşik konumun ve etkileşim ağlarının daralması, hegemonik erkekliğin yaşlılık döneminde çözülmeye açık bir iktidar pratiği olduğuna işaret etmektedir. Film, eylemsel güce dayalı geçmişin yaşlılıktaki sosyo-duygusal uyum imkânını daralttığı, bağların işlevsizleştiği ve yalıtılmışlıkla belirginleşen yaşlanma deneyimini somutlaştırmaktadır.Öğe Sadaklı (Borçalı-Gürcistan) ile Akyaka (Kars-Türkiye) âşıklık geleneği üzerine mukayeseli bir inceleme(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Yıldız, Ahmet Gökhan; Temizkan, MehmetBu çalışma, Gürcistan’ın Borçalı bölgesine bağlı Sadaklı ile Türkiye’nin Kars ili Akyaka çevresindeki âşıklık geleneğini mukayeseli olarak incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Tarihi, kültürel ve akrabalık bağlarıyla birbirine bağlı, ancak farklı devlet sınırları içinde ve edebî dilin etkili olduğu farklı çevrelerde yaşayan iki sahanın ortak ve farklı yönlerini belirlemek; bu özelliklerin geleneğin sürekliliğine nasıl yansıdığını ortaya koymak araştırmamızın temel amacıdır. İnceleme malzemesi, Sadaklı-Borçalı ’dan altı ve Akyaka-Kars’tan altı olmak üzere toplam on iki âşığa ait şiir ağırlıklı otuz sekiz metinden oluşmaktadır ve metinlerin yirmi biri Borçalı, on yedisi Kars sahasına aittir. Şiirlerin yanında deyişme, anlatı ve halk hikâyesi örnekleri de değerlendirilmiştir. Saha araştırmalarında canlı icra, kaynak kişi bilgileri, yazılı kayıtlar ve el yazması aktarımından yararlanılmış; metinler yaratım-aktarım-kullanım, şekil ve yapı, içerik ve işlev bakımından incelenmiş, gerekli örneklerde epizot ve motif çözümlemesine başvurulmuştur. Mukayese sonucunda iki saha arasında saz-söz birlikteliği, usta-çırak ve aile çevresi yoluyla aktarım, geleneksel nazım biçimleri, hece ölçüsü, kafiye-redif düzeni, teknik söyleyişler, temalar ve âşığın toplumsal işlevleri bakımından yüksek düzeyde ortaklık ve güçlü bir kültürel süreklilik bulunduğu tespit edilmiştir. Devlet sınırları, edebî dilin etkili olduğu çevreler, tarihi tecrübe ve güncel icra ortamları ise yerel farklılaşmalar meydana getirmiştir. Buna göre Sadaklı-Borçalı ile Akyaka-Kars, birbirinden kopuk iki ayrı gelenek değil, ortak kültürel daireyi koruyan aynı âşıklık geleneğinin farklı şartlarda biçimlenmiş iki bölgeli görünümüdür. Çalışmamızda iki sahanın tarihi-kültürel çerçevesi ve araştırma yöntemi ortaya konmuş, seçilen metinler tahlil edilmiş, bulgular mukayese edilmiş ve incelemeye esas metinler ayrıca sunulmuştur. Sonuçta ulaşılan genel kanaat değerlendirilmiş, Kaynaklar bölümünde çalışmayı temellendiren bilimsel kaynaklara, çalışmamızın sonunda ise tamamlayıcı ekler ve ayrı dizinlere yer verilmiştir. Araştırmamızın mukayeseli âşıklık çalışmalarına katkı sağlaması amaçlanmıştır.Öğe Bir ideoloji aktarım aracı olarak çeviri: Tanzimat'tan Kadın Çevresi'ne Türkiye'de feminist düşüncenin eyleyici odaklı tarihi(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) İzci, Hilal; Yağcı, Ahu Selin ErkulBu çalışma, Türkiye'de feminizmin dolaşıma girişinde çevirinin rolünü, bireysel ve kurumsal eyleyiciler ekseninde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çeviri, yalnızca dilsel bir aktarım süreci olarak değil, aynı zamanda ideolojik ve kültürel bir yeniden üretim alanı olarak ele alınmaktadır. Araştırma, Türkiye'nin ilk feminist yayın serisini yayımlayan, ancak feminist olarak nitelendirilemeyecek Payel Yayınları ve feminist bir kolektif olarak Kadın Çevresi'nin yayıncılık pratiklerine odaklanmaktadır. Bu iki örnek üzerinden, feminist metinlerin seçimi, çeviri stratejileri, söylemsel sunumu ve dolaşıma sokulma biçimleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi, çevirinin kuramların dolaşımındaki tanıtıcı ve şekillendirici rolü, kültür repertuarı yaklaşımı ve eyleyici-odaklı bakış açısı üzerine kuruludur. Yöntemsel olarak ise, Franco Moretti'nin "uzak okuma" yaklaşımı, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve Virginia Braun ve Victoria Clarke tarafından geliştirilen yansıtıcı tematik analiz yöntemini bir arada kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, çevirinin ve çevirmenliği de uğraş edinmiş eyleyicilerin Türkiye'de feminist düşüncenin oluşumunda ve yaygınlaşmasında belirleyici bir rol oynadığını göstermektedir. Bu süreçte, hem alıcı kültürdeki yerel koşulların feminizmi ve feminizme ilişkin söylemi şekillendirdiği hem de feminist düşüncenin çevirmenlerin çeviri tutumlarını şekillendirdiği görülmüştür. Ayrıca, bu ideolojik aktarım sürecinin yalnızca çevrilerek dolaşıma sokulan metinler ya da fikirler aracılığıyla değil; aynı zamanda bu aktarım sürecini yönlendiren ve kendileri de birer "rol model" olan eyleyiciler aracılığıyla gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, feminist hareketin bir "dalga" gibi zaman zaman yükselip, zaman zaman geriye çekilmesine koşut olarak; feminist çeviri yayıncılığın da yaygınlaştığı ve durgunlaştığı görülmektedir. Bu çerçevede, feminist eserlerin azaldığı ya da feminist söylemden arındırılarak aktarıldığı dönemler dikkat çekmektedir. Bu tür bir dönemde, Payel Yayınları'nın feminist çeviri eserler yayımlaması kuram ile uygulama arasında bir köprü görevi görmektedir. Bu süreçte çevirmen Şemsa Yeğin'in rolü özellikle öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda, genel olarak bulgular, bireysel ve kurumsal eyleyiciliğin iç içe geçtiği bir çeviri sürecine işaret etmektedir. Bu yönüyle çalışma, Payel ve çevresindeki eyleyicilerin feminist düşüncenin Türkçeye aktarımındaki rolünü görünür kılmakta ve feminizmin Türkiye'ye gecikmeli gelişi tartışmalarına alternatif bir bakış açısı sunmaktadır. Araştırma kapsamında, bahsi geçen iki yayınevi "uzak okuma" yöntemiyle ve yarı-yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla incelenmekte, bu sayede yayınevleri ve etraflarında kümelenmiş eyleyicilerin profilleri belirginleşmektedir. Bu analiz, feminist düşüncenin Türkiye'de farklı dönemlerde zemin bulduğu koşulları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışma ayrıca, feminist bir yayınevi olarak Kadın Çevresi'nin yayıncılık faaliyetlerini bütüncül bir biçimde incelemektedir. Yukarıda bahsi geçen tarihsel inceleme, feminizmin çevirisinde Kadın Çevresi öncesindeki pratikler ile bu kolektifin eyleyiciliğiyle ortaya çıkan dönüşümü karşılaştırmalı biçimde değerlendirmekte; böylece feminist olarak nitelendirilebilecek çeviri stratejileri hem makro hem de mikro düzeyde görünür kılınmaktadır. Bu kapsamda çalışma, Kadın Çevresi üzerine mevcut literatürden farklı olarak metin-içi çeviri çözümlemesini de içermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma feminist çeviri kuramlarını Türkiye bağlamına uyarlayarak literatüre yerel ve tarihsel bir katkı sunmayı; aynı zamanda çeviri, ideoloji ve aktivizm arasındaki ilişkiyi eyleyici-odaklı bir perspektiften yeniden değerlendirmeyi hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler; feminist çeviri araştırmaları, Payel Yayınları, Kadın Çevresi, eyleyicilik, feminist çeviri stratejileri.Öğe Anadolu Türk sanatında balık figürü(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Arlı, Levent Efe; Uçar, HasanTürkler, Anadolu'yu yurt edindikten sonra kısa süre de olsa Orta Asya'daki kültürel birikim ve geleneklerini muhafaza etmişler; bu muhafazanın etkisi olarak da özellikle ilk dönemde yoğun 'figür' kullanımının esas alındığı sanat eserleri üretmişlerdir. Mimari anıt ve küçük el sanatlarında karşımıza çıkan bu figürler arasında, tez kapsamında incelediğimiz balık figürleri de yer almaktadır.Öğe Mimar Giulio Mongeri ve eserlerindeki cephe anlayışı(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Özkan Tekneci, Zeynep; Uçar, HasanRoberto Giulio Mongeri, İtalyan kökenli Luigi Mongeri ve İngiliz kökenli Tecla Taylor'ın en küçük çocuğu olarak 1 Ağustos 1873 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelmiştir. İlkokul yıllarını İstanbul'da geçiren Mongeri, babası Dr. Luigi Mongeri'nin vefatından sonra ailesiyle birlikte İtalya'ya gitmiştir. Eğitim hayatına burada devam eden Mongeri, Milano'daki Brera Güzel Sanatlar Akademisi'nde mimarlık dersleri almaya başlamış, eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra İstanbul'a dönmüştür. Mimarlık hayatının tümünü Türkiye'de geçirdiği bilinmektedir. Mongeri, meslek hayatı boyunca tek bir üsluba bağlı kalmamış; mimari üretimi dönemin siyasi ve kültür politikalarına, aynı zamanda beğeni anlayışına göre şekillenmiştir. Onun erken dönem mimari tasarımlarında, daha çok İtalyan etkili eklektik bir üslup görülmektedir. Mimarın İstanbul'da bu üslup anlayışıyla inşa ettiği yapılar arasında Karagözoğlu Apartmanı (1904), Assicurazioni Generali Han (1909), Majik Sineması (1914), Karaköy Palas (1920) ve Maçka Palas (1922-1926) yer almaktadır. Mongeri'nin Edoardo Nari ile birlikte tasarladığı ve İstanbul'daki en anıtsal yapılarından biri olan Saint Antoine Kilisesi ve Apartmanları (1906-1911) ise Kuzey İtalya'da görülen gotik mimari geleneğini hatırlatan canlandırmacı üslubuyla dikkat çekmektedir. Bu dönem tasarımlarında Mongeri'nin İtalya'da aldığı eğitimin belirgin bir şekilde etkili olduğu görülmektedir. Erken dönem İtalyan etkili eklektik üslubunun ardından, Mongeri'yi, Türk mimarlık tarihinde 1908-1930 yıllarında etkin olan Birinci Ulusal Mimarlık Üslubu'nun bir temsilcisi, öğreticisi ve uygulayıcısı olarak görmekteyiz. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanıyla başlamış, yeni bir ulus yaratma çabalarının yoğunlaştığı Cumhuriyet'in ilk yıllarında etkisini artırarak sürdürmüştür. 1923 yılında, Cumhuriyet'in ilanı ve sonrasında Ankara'nın başkent oluşuyla, Ankara'da yoğun bir inşa dönemi başlamıştır. Özellikle Ulus ve Anafartalar bölgesinde, devletin yeni yönetim ihtiyaçlarını karşılayacak birçok yeni binaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu dönemde Mongeri, dönemin önde gelen Türk mimarlarından Kemalettin Bey, Vedat Tek ve Arif Hikmet Koyunoğlu ile birlikte Ankara'ya davet edilmiş; Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın etkisinde Ankara'da çeşitli yapılar tasarlamıştır. Ankara Ulus'taki Osmanlı Bankası, Ziraat Bankası, Ankara Tekel (İnhisarlar) Başmüdürlüğü Binası, İş Bankası Mongeri'nin Birinci Ulusal Mimarlık Üslubu anlayışıyla tasarladığı binalardır. Mongeri'nin bu üslup anlayışıyla Ankara dışında da birçok uygulaması olduğu görülmektedir. İzmir'de Osmanlı Bankası; Adana, Eskişehir, Aydın, Manisa, Kütahya'da Ziraat Bankası ve Edremit İş Bankası binaları onun Anadolu'daki tasarım örneklerindendir. 1930'lu yıllara gelindiğinde Ulusal Mimarlık yerini Cumhuriyet modernizmine bırakmaya başlamıştır. Giulio Mongeri'nin son dönem eserleri de döneme ayak uydurma bağlamında modern mimari anlayışı doğrultusunda şekillenmiştir. Nişantaşı Güzelbahçe Sokak'taki kendi evi ile Bursa Çelik Palas Oteli ve Kaplıcaları bu anlayışla gerçekleştirdiği tasarımlar arasındadır. Ancak Mongeri, dönemin bu yeni mimari anlayışına uyum sağlayamama endişesi ile yeni yetişen mimarlık öğrencilerine artık katkı sağlayamayacağını düşünerek 1930 yılında Akademi'deki eğiticilik görevinden istifa etmiştir. Bununla birlikte Çelik Palas Mongeri'nin gerçekleştirdiği son projesi olmuş, bu tarihten sonra mimarlık mesleğini de bırakmıştır. Bu çalışma kapsamında Giulio Mongeri'nin cephe tasarım anlayışı; nizam özellikleri, kütlesel kurgu, kat hiyerarşisi, simetri, süsleme, malzeme ve üslup bağlamında değerlendirilmiştir. İncelenen yapılar birlikte ele alındığında, Mongeri'nin mimarlığında üslup değişimlerine rağmen belirli tasarım ilkelerinin sürdürüldüğü görülmektedir. Bu süreklilik özellikle cephe kompozisyonu, oran anlayışı ve eksen kurgusunda ortaya çıkmaktadır. Erken dönem tasarımlarında İtalyan etkili eklektik yaklaşımın neorönesans düzen anlayışı ve Beaux-Arts kompozisyon ilkeleriyle şekillendiği; Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi'nde ise ulusal repertuarın akademik bir kompozisyon sistemi içinde yeniden yorumlandığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle Mongeri'nin mimarlığı, değişen üslup repertuarlarına rağmen kompozisyon disiplininde süreklilik gösteren bir tasarım yaklaşımı olarak değerlendirilebilir.Öğe Âşık tarzı müzik geleneğinin usta-çırak ilişkisi çerçevesinde aktarımı (Aşık Ali Rıza Ezgi ve Aşık İrfan Erdağı örneklemi)(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Demir, Gonca; Tutu, Sıtkı BahadırÖZET Bu araştırma Kars yöresi âşık tarzı müzik geleneğinin usta-çırak ilişkisi ekseninde kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını ve bu süreçte söz-ezgi bileşenlerinin nasıl yeniden yaratıldığını incelemektedir. Çalışmanın teorik perspektifi geleneksel metinleri salt durağan kütüphane nesneleri olarak değil canlı icra anındaki dinamik yapısıyla ele alan bağlam merkezli sözlü kompozisyon teorisi ve uygulama merkezli performans teorisi üzerine yapılandırılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi temel alınmış olup kültür analizi ve etnografya araştırma desenleri kullanılmıştır. Geleneğin ustanın ustası ve çırağın çırağı aktarım zincirini en iyi yansıttığı tespit edilen Âşık Ali Rıza Ezgi (usta) ve Âşık İrfan Erdağı (çırak) araştırmanın örneklem grubunu oluşturmuştur. Veriler katılımcı gözlem yoluyla ve kaynak kişilere uygulanan Açıklamalı Bilgilendirme Formu/ABF I-II ile Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu/YYGF I-II aracılığıyla toplanmıştır. Birinci bölümde Kars yöresi âşık tarzı müzik geleneğinin icracı profilleri, ortam-bağlam-uzam koşulları, uygulamaları (bade içme, atışma, hikâye anlatıcılığı) ve hava derleme özellikleri detaylandırılmıştır. İkinci bölümde usta-çırak ilişkisi bağlamında Âşık Ali Rıza Ezgi'nin ve Âşık İrfan Erdağı'nın biyografileri, yetiştikleri doğal (köy) ve kentsel ortam farklılıkları incelenmiştir. Geleneğin aktarım süreci; hazırlanma-planlama, dinleme-özümseme, uygulama-aktarma, performans-icra ve yeniden-yaratma dönemleri olmak üzere beş temel evrede tahlil edilmiştir. Üçüncü bölümde bu iki âşık tarafından irticalen (doğaçlama) icra edilen 10 adet âşık havasının (Divan Havası, Cığalı Tecnis Havası, Güzelleme Havası, Garaçı Havası, At Üstü Havası, Segâh Havası, Şur-Dilgam Havası, Yerli Havası 01, Yerli Havası 02, Köroğlu Havası) toplam 20 varyantı üzerinden derinlemesine yapısal ezgi analizleri yapılmıştır. Karşılaştırmalı müzikal çözümlemeler; Ezgi Malzemesi Kesiti/EMK ve Ezgi Çizgisi Kesiti/EÇK yöntemleriyle makam, ritim, vezin-vurgu-uyak ve çalgısal-sözel kısımlar olmak üzere 8 alt düzeyde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular ve sonuç: Yapılan analizler sonucunda; usta-çırak arasındaki aktarım sürecinin mekanik bir ezberden ibaret olmadığı, temel müzikal iskeletin (makam ve ezgi çatısının) büyük bir sadakatle devralındığı kanıtlanmıştır. Ancak çırak âşığın; değişen sosyokültürel ortamlar, kısıtlı festival süreleri ve kendi sanatsal-bireysel üslubu çerçevesinde eserlere yeni süslemeler, nidalama öbekleri ve farklı ritmik aralık atlamaları ekleyerek eserleri bireysel bir yeniden yaratım edimiyle inşa ettiği tespit edilmiştir. Çalışma âşıklık geleneğindeki bu dinamik adaptasyon yeteneğinin kültürel mirasın köklerinden kopmadan geleceğe taşınmasını sağlayan en önemli unsur olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma Ege Üniversitesi/EÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü/SBE Türk Müziği Ana Bilim Dalı Türk Müziği Doktora Programı kapsamında Doç. Dr. Sıtkı Bahadır Tutu danışmanlığında "Âşık Tarzı Müzik Geleneğinin Usta-Çırak İlişkisi Çerçevesinde Aktarımı" ana başlığı adı altında doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Çalışma kapsamında "Giriş Bölümü" ana başlığı "Araştırma Literatürü, Araştırma Amacı, Araştırma Kapsamı, Araştırma Problemi, Araştırma Yöntemi, Araştırma Örneklemi, Kuramsal Çerçeve, Araştırma Önemi" olmak üzere 08 alt başlık altında hazırlanmıştır. Bu çalışma "bağlam merkezli halk bilimi kuramları; sözlü kompozisyon teorisi ve performans teorisi özellikleri" ekseninde yapılandırılmıştır. Çalışma kapsamında "nitel araştırma yöntemi; kültür analizi-etnografya-etnografi araştırma deseni" çerçevesinde hazırlanan "Açıklamalı Bilgilendirme Formu/ABF I-II" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu/YYGF I-II" uygulanmıştır. Çalışma aracılığıyla Âşık Ali Rıza Ezgi ve Âşık İrfan Erdağı taraflarından derlenen 20 adet sözel-ezgisel içerikli eser "biçim-içerik analizleri; yapısal-armonik karakter özellikleri" yapı-tasarı birimi türleri özellikleri, perde-derece kalış türleri özellikleri, ses-ezgi kümesi türleri özellikleri olmak üzere 03 düzeyde karşılaştırmalı tarzda incelenmiştir. Çalışma kapsamında "1. Bölüm; Âşık Tarzı Müzik Geleneği Özellikleri" ana başlığı adı altında "Kars Yöresi Âşık Tarzı Müzik Geleneği Özellikleri; İcracılar, Uygulamalar, Havalar" olmak üzere 01 (03) alt başlık altında hazırlanmıştır. Bu bölüm kapsamında icracılar; ȃşık tarzı üretici-iletici-tüketici kitle profilleri; usta-çırak-dinleyici ilişkileri, uygulamalar; ȃşık tarzı ortam-bağlam koşulları; karşılaşma-yarışma-atışma prensipleri, havalar; âşık tarzı yeniden yaratma-aktarma kıstasları; söz-ezgi-hikâye derleme özellikleri olmak üzere 03 düzeyde karşılaştırmalı tarzda incelenmiştir. Çalışma kapsamında "2. Bölüm; Usta-Çırak İlişkisi Çerçevesinde Âşık Ali Rıza Ezgi ve Âşık İrfan Erdağı" ana başlığı adı altında "Âşık Ali Rıza Ezgi'nin Biyografisi; Hayatı-Yetişmesi-Ustalık Dönemi", "Âşık İrfan Erdağı'nın Biyografisi; Hayatı-Yetişmesi-Ustalık Dönemi", "Âşık Ali Rıza Ezgi-Âşık İrfan Erdağı Usta-Çırak İlişkisi Özellikleri; Hazırlanma Planlama Dönemi Özellikleri, Dinleme-Özümseme Dönemi Özellikleri, Uygulama-Aktarma Dönemi Özellikleri, Performans-İcra Dönemi Özellikleri, Yeniden-Yaratma Dönemi Özellikleri" olmak üzere 03 (03-03-05) alt başlık altında hazırlanmıştır. Bu bölüm kapsamında âşık tarzı eser-hava derleme özellikleri, âşık tarzı tematik hikâye-anlatı derleme özellikleri, âşık tarzı karşılıklı çalıp-söyleme özellikleri, âşık tarzı doğaçlama icra-atışma özellikleri, âşık tarzı yeniden yaratma-doğaçlama özellikleri olmak üzere 05 düzeyde karşılaştırmalı tarzda incelenmiştir. Çalışma kapsamında "3. Bölüm; Hava Örneklemleri Çözümlemeleri" ana başlığı adı altında "Divan Havası, Cığalı Tecnis Havası, Güzelleme Havası, Garaçı Havası, At Üstü Havası, Segȃh Havası, Şur-Dilgam Havası, Yerli Havası 01, Yerli Havası 02, Köroğlu Havası" olmak üzere 10 alt başlık altında hazırlanmıştır. Bu bölüm kapsamında Âşık Ali Rıza Ezgi ve Âşık İrfan Erdağı taraflarından sözel-ezgisel olarak 10'ar adet doğaçlama icra edilen toplam 20 adet derleme eser biçim-içerik analizi benzerlik-farklılık özellikleri; künye-içerik özellikleri, makam-dizi özellikleri, ritim-usûl özellikleri, biçim-kuruluş özellikleri, ana-ara saz özellikleri, ana-ara söz özellikleri, ezgi malzemesi kesiti özellikleri, ezgi çizgisi kesiti özellikleri olmak üzere 08 düzeyde karşılaştırmalı tarzda incelenmiştir. Anahtar Kelimeler; Müzikoloji, Etnomüzikoloji, Halkbilimi, Sözlü Kompozisyon Teorisi, Performans Teorisi, Âşık Tarzı Müzik Geleneği, Usta-Çırak İlişkisi, Âşık Ali Rıza Ezgi, Âşık İrfan Erdağı, Üslup-Tavır-Yorum Kriterleri, Yaratı-Aktarı Özellikleri.Öğe Bizans tasvir sanatında on iki havari(Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Sarıhan, Ayşe; Tok, EmineHavariler, İsa tarafından öğretilerini yaymak için seçtiği on iki kişi olan Simun Petrus, Andreas, Zebedi oğlu Yakup, Yuhanna, Filipus, Bartalmay, Thomas, Matta, Alfay oğlu Küçük Yakup, Yahuda/Taday, Simon (Gayyur Simun) ve Yahuda İskariyot'u ifade eder. Yahuda İskariyot'un ihanetinden sonra onun yerine havariler tarafından Mathias seçilmiştir. Havariler içinde lider konumunda olup ön planda yer alan havari Petrus'tur. Bizans Tasvir Sanatında; Anıtsal Resim Sanatında, El Yazmalarında, İkonalarda, Litürjik Eserlerde, Mimari Plastik Eserlerde ve Mühürlerde on iki havarinin dönemsel olarak hangi eserlerde hangi sahnelerinde nasıl tasvir edildikleri ele alınmıştır. Daha önce çalışılmamış bir konu olması ve Türkçe kaynak azlığı nedeniyle Sanat Tarihi camiasına katkı sunacağı düşünülmektedir.












