Diş Hekimliği Uzmanlık Tezleri Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Ege Üniversitesi Diş Hekimliği uzmanlık öğrencilerinin memnuniyet düzeylerinin ve sonuca etki eden faktörlerin değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) İsbir, Fatma Burçin; Güneri, PelinAmaç: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde uzmanlık eğitimi alan öğrencilerin eğitim süreçlerine yönelik memnuniyet düzeylerini çok boyutlu olarak değerlendirmek ve bu memnuniyeti etkileyen bireysel, eğitsel ve kurumsal faktörleri ortaya koymaktır. Ayrıca öğrencilerin durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri ile memnuniyet algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, farklı anabilim dallarında uzmanlık eğitimi gören 180 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak üç bölümden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. İlk bölümde sosyodemografik özellikler, ikinci bölümde uzmanlık eğitimine ilişkin memnuniyet düzeyleri (yönetim, eğitim-öğretim, görevlendirme, altyapı ve kurumsal aidiyet), üçüncü bölümde ise kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) yer almıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler ile özetlenmiş; gruplar arası karşılaştırmalarda bağımsız örneklem t-testi, ilişkilerin değerlendirilmesinde Pearson korelasyon analizi ve belirleyici faktörlerin incelenmesinde regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Sonuçlar öğrencilerin memnuniyet düzeylerinin alt boyutlara göre farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. En düşük memnuniyet düzeylerinin görevlendirme ve altyapı boyutlarında olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin iş yükü dağılımı, görev tanımlarının netliği ve klinik sorumlulukların paylaşımına ilişkin eleştirel değerlendirmeler yaptığı görülmüştür. Altyapı açısından ise ekipman eksiklikleri ve fiziksel koşulların yetersizliği saptanmıştır. Buna karşılık eğitim-öğretim boyutunun daha olumlu değerlendirildiği belirlenmiştir. Kurumsal aidiyet ile hem durumluk hem de sürekli kaygı düzeyleri arasında anlamlı ve güçlü bir ilişki bulunmuştur. Bu durum, öğrencilerin kurum içinde kendilerini değerli ve desteklenmiş hissetmelerinin psikolojik durumları üzerinde belirleyici olduğunu göstermektedir. Ayrıca görevlendirme ve altyapı memnuniyetsizliğinin de kaygı düzeyleri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Yönetim boyutu ile kaygı arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sosyodemografik bulgular, kadın öğrencilerde kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğunu ve şehir dışından gelen öğrencilerde sürekli kaygının arttığını göstermiştir. Regresyon analizine göre genel memnuniyet düzeyini en çok etkileyen değişken çalışma yılıdır ve çalışma süresi arttıkça memnuniyet azalmaktadır. Durumluk kaygı düzeyi üzerinde yaş ve çalışma yılı etkili bulunurken, sürekli kaygı en çok yaş ile ilişkilidir. Sonuç: Eğitim kalitesinin artırılması için yalnızca akademik içeriğin değil; görev dağılımı, altyapı olanakları, kurumsal destek ve aidiyet duygusunu güçlendiren uygulamaların da önemli olduğu belirlenmiştir. Yanı sıra, kaygı düzeyi yüksek öğrencilere yönelik destekleyici yaklaşımların geliştirilmesinin gerekli olduğu ortaya konmuştur.Öğe Farklı kanal patlarıyla obtüre edilmiş dişlerde yeniden kanal tedavisinde aktivasyon sistemlerinin irrigasyon solüsyonunun dentin tübüllerine penetrasyonununa etkisinin konfokal taramalı lazer mikroskobu ile değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) Tosun, Selda; Şerefoğlu Polat, BurcuAyrıca maksimum penetrasyon derinliği yüzdesi, penetrasyon alanı yüzdesi ve NaOCl’nin çevresel olarak kanal patına penetrasyon yüzdesi hesaplandı. Kanal patı tipinin, irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin ve kök seviyesinin NaOCl’nin dentin tübüllerine penetrasyonu üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla belirlenen 5 farklı parametre üzerindeki etkisi istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Maksimum penetrasyon derinliği, penetrasyon alanı, maksimum penetrasyon derinliği yüzdesi, penetrasyon alanı yüzdesi olmak üzere incelenen 4 parametre üzerinde kanal patı tipinin ve irrigasyon aktivasyon yönteminin etkisi istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p > 0,05). Ancak kanal patı tipinin tek başına etkisi ile kanal patı tipi ve irrigasyon aktivasyon yöntemi arasındaki etkileşimin NaOCl’nin kanal patına penetrasyon yüzdesi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahip olduğu görülmüştür (p < 0,05). BioRoot Flow kanal patı grubunda NaOCl’nin kanal patına penetrasyon yüzdesi ölçümü verilerinin anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p < 0,05). Sonuç: Primer tedavide kullanılan kanal patı tipinin ve kanal patı tipi ile irrigasyon aktivasyon yöntemi etkileşiminin NaOCl’nin kanal patına penetrasyon yüzdesi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu ve aktivasyon yöntemlerinin başarısının kullanılan kanal patı tipine bağlı olarak değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir.Öğe Hatalı çekilmiş panoramik radyografilerin yapay zekâ modeliyle değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Öztürk, Ömer Can; Dündar, NesrinAmaç: Son yıllarda yapay zekâ (YZ) tabanlı tanı modelleri diş hekimliği uygulamalarında giderek daha fazla kullanılmaktadır. Ancak bugüne kadar panoramik radyografilerdeki pozisyonlama hatalarının YZ tabanlı modellerle değerlendirildiği bir çalışma bulunmamaktadır. Günümüzde diş hekimliğinde en sık kullanılan ekstraoral görüntüleme yöntemi panoramik radyografidir. Hatalı panoramik görüntüler, çoğunlukla hastanın başı ve postürünün yanlış konumlandırılması gibi çeşitli faktörlerin birleşimiyle oluşur. Ayrıca hastanın çekim sırasında klinisyenle uyum sağlayamaması, düşük kaliteli görüntülere neden olabilir ve bu durum yanlış tanıya ve yetersiz tedavi planlamasına yol açabilir. Doğru tanıya ulaşmak için optimal koşullarda elde edilen radyografilere ihtiyaç duyulduğundan, hatalı çekilmiş görüntülerin tekrarlanması kaçınılmaz hale gelir. Bu tekrar çekimler, hem hasta hem de klinisyen açısından zaman ve emek kaybına neden olurken, aynı zamanda maddi ve hukuki riskleri de beraberinde getirir. Bu çalışmanın amacı, hastaya bağlı pozisyonlama hataları nedeniyle optimal olmayan panoramik radyografileri tespit edebilecek yapay zekâ destekli bir derin öğrenme modeli geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Tıbbi Araştırmalar ve Etik Kurulu’ndan alınan onayın ardından, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı’na, Temmuz 2024 – Aralık 2024 tarihleri arasında tedavi için başvuran 600 hastanın panoramik radyografileri arşiv kayıtlarından retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmaya, dijital sistemde radyografik verileri eksiksiz kayıtlı olan, 18 yaş ve üzeri 600 hasta dâhil edilmiştir. Görüntülerin seçiminde yaş, cinsiyet veya sistemik sağlık durumu gibi değişkenler dikkate alınmamış; yalnızca görüntülerin teknik yeterliliği esas alınmıştır. Görüntüler, iki radyoloji uzmanı tarafından bağımsız olarak değerlendirilerek; “uygun” veya “uygun değil” olarak iki gruba ayrılmıştır. Görüş birliği sağlanamayan durumlarda üçüncü bir uzman değerlendirmeye dâhil edilmiştir. Görüntüler, pozisyon kriterlerine ve tanısal uygunluklarına göre etiketlenerek YZ modeline tanıtılmış ve böylece modelin yeni görüntülerin tanısal olarak uygun olup olmadığını belirlemesi sağlanmıştır. Etiketleme sürecinde örnekler gruplara ayrılarak sınıflandırılmış, derin öğrenme işlemi ise ücretsiz bir algoritma olan YOLOv11 (Ultralytics) ile yürütülmüştür. Uzmanlar arası uyumu değerlendirmek için Cohen’in Kappa katsayısı kullanılmıştır. Yapay zekâ modelinin sınıflandırma performansı, ROC analizi ile değerlendirilmiş; duyarlılık (recall), kesinlik (precision) ve F1 skoru hesaplanarak performans ölçülmüştür. Tüm analizler SPSS 24.0 yazılımı ile gerçekleştirilmiş olup, p < 0,05 istatistiksel anlamlılık sınırı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Veri seti, yaş ortalaması 38,29 olan 210 erkek (%35) ve 390 kadından (%65) oluşan 600 hastayı içermektedir. Bu hastalar, spesifik panoramik pozisyonlama desenlerine göre; önden ısırma, geriden ısırma, çenesini öne eğme, çenesini yukarı kaldırma, asimetrik pozisyonlama (başın yana eğilmesi) ve düzgün pozisyonlu kontrol görüntüleri olacak şekilde altı gruba eşit olarak (her biri 100 hasta) dağıtılmıştır. YOLOv11 tabanlı derin öğrenme modeli, bu altı tanımlı panoramik pozisyon kategorisini sınıflandırmak üzere eğitilmiştir. Model, 100 kere eğitim seti ile eğitilmiş olup, eğitim kaybı 1.75’ten yaklaşık 0.02’ye kadar düzenli bir şekilde azalmıştır. Doğrulama kaybı ise 50. eğitim sonrası 0.75 civarında sabitlenerek aşırı öğrenme eğilimine işaret etmiştir. Top-1 doğruluk oranı eğitim sonunda %70’e ulaşırken, Top-5 doğruluk sürekli olarak %98’in üzerinde seyretmiş ve modelin doğru sınıfı ilk beş tahmin içinde yüksek başarıyla belirleyebildiğini göstermiştir. Karışıklık matrisi analizine göre, model en yüksek doğruluğu %95 ile “çenesini öne eğmiş” sınıfında elde etmiştir. Bunu %85 doğrulukla “geriden ısırılmış” ve “önden ısırılmış” sınıfları izlemiştir. Buna karşılık, “asimetrik” sınıfı %55 doğrulukla en düşük performansı göstermiştir; bu durum, sınıfın görsel olarak daha değişken ve belirsiz özelliklere sahip olmasından kaynaklanabilir. “Çenesini öne eğmiş” sınıfı için duyarlılık %76, kesinlik ise %83 olarak hesaplanırken, “asimetrik” sınıf için bu değerler sırasıyla %61 ve %55’te kalmıştır. Bu sonuçlar, modelin belirgin anatomik varyasyonları tanımada başarılı olduğunu, ancak daha belirsiz pozisyonlama hatalarının tespitinde sınıf tanımlarının netleştirilmesi ve veri çeşitliliğinin artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Sonuç: Bu çalışmada, panoramik radyografilerdeki pozisyonlama hatalarının yapay zekâ destekli bir derin öğrenme modeli ile otomatik olarak sınıflandırılması amaçlanmıştır. YOLOv11 mimarisi, özellikle “çenesini öne eğmiş” sınıfında %95 doğrulukla; “geriden ısırılmış” ve “önden ısırılmış” sınıflarında ise %85 doğrulukla güçlü bir performans sergilemiştir. Eğitim boyunca modelin kaybı istikrarlı şekilde azalmış ve yaklaşık 0.3 seviyelerine ulaşmıştır. Doğrulama kaybı ise daha değişken seyretmiş (0.75– 1.0 aralığında) ve hafif bir aşırı öğrenme eğilimini yansıtmıştır. Top-1 doğruluk oranı %70’e ulaşırken, Top-5 doğruluk %98’in üzerinde kalmıştır. Karışıklık matrisi analizi, “çenesini yukarı kaldırmış” ve “düzgün” sınıflarında %70 doğrulukla orta düzeyde başarıya ulaşıldığını; “asimetrik” sınıfında ise %55 doğrulukla en düşük performansın kaydedildiğini göstermiştir. Bu bulgular, modelin bazı pozisyonlama hatalarını yüksek doğrulukla sınıflandırabildiğini; ancak daha belirsiz sınıflar için iyileştirmelere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.Öğe Farklı yöntemlerle üretilen hibrit seramik blokların kanal tedavili dişlerin restorasyonunda kırılma dayanımı üzerine etkisinin değerlendirilmesi: İn vitro çalışma(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) Bektaş, Ezgican; Şerefoğlu Polat, BurcuAmaç: Bu çalışmanın amacı, ileri derecede koronal doku kaybı bulunan ve kök kanal tedavisi uygulanmış mandibular birinci molar dişlerde hibrit seramik bloklardan üretilen indirekt endokron restorasyonların kırılma dayanımı üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmada ileri derecede periodontal hastalık, protetik planlama veya ortodontik tedavi gereksinimi nedeniyle çekilmiş kök boyları/çapları benzer olan iki kök üç kanallı 36 adet insan daimi mandibular birinci molar diş kullanıldı. Tüm dişlerde kron boyunun yarısından daha aşağıda sağlam diş duvarının olduğu ve sınıf 3 endokron gereksinimi olan diş simülasyonu mine-sement birleşiminin 2 mm üzerinde doku bırakılarak in-vitro koşullarda gerçekleştirildi. Tüm örneklerde döner Ni-Ti eğe sistemi (Fanta Dental Türkiye, İstanbul) kullanılarak kök kanalları şekillendirildi ve rezin esaslı kanal patı kullanılarak modifiye tek kon yöntemi ile standart protokole uygun olarak dolduruldu. Tüm dişlerde endokron kavitesi 2mm kavite derinliğine ve 6-8o eğime sahip olacak şekilde but-joint marjin tasarımında düzenlendi. Ardından dişler uygulanacak üst restorasyon materyaline göre ve her bir grupta 12 diş olacak şekilde rastgele 3 deney grubuna ayrıldı. Tüm gruplarda TRIOS 5 (3Shape, Denmark) ağız içi tarayıcısı ile dişlerin dijital ölçüleri elde edildi ve standart boy ve çap ölçülerine göre endokron tasarımları exocad yazılım programında (exocad GmbH, Darmstadt, Almanya) gerçekleştirildi. Grup 1'de Vita Enamic, Grup 2'de Voco Grandio bloc ve Grup 3'te ise Cerasmart hibrit seramik CAD/CAM bloklar kullanılarak CAD/CAM frezeleme cihazının (VHF) aşındırma ünitesinde endokron üst restorasyonlar hazırlandı. Tüm restorasyonlar, üretici talimatları doğrultusunda adeziv rezin siman (G-CEM One®) kullanılarak simante edildi. Akrilik rezine gömülen örneklere Universal Test cihazında 4 mm çapındaki yuvarlak metal uç dişlerin merkezsel fossasına gelecek şekilde 0,5 mm/dakika sabit hızda aksiyal yönde kompresif yük uygulandı. Kırılmanın gerçekleştiği anda cihaz tarafından kaydedilen maksimum kuvvet değeri Newton (N) ve gerilme dayanımı N/mm2 cinsinden her bir örnek için kayıt altına alındı. Dişlerde meydana gelen kırık tipleri ve kırıkların restore edilebilirliği sınıflandırılarak değerlendirildi. IV Bulgular: En yüksek kırılma dayanımı CeraSmart grubunda (3611±917.7) gözlenirken, bunu sırasıyla Grandio Bloc (2546±308.6) ve Vita Enamic grubu (1259±330.6) izlemiştir. İndirekt endokron restorasyonların üretilmesinde kullanılan tüm hibrit seramik materyaller arasında maksimum kırılma kuvveti açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p< 0,0001). Deney gruplarının hiçbirinde Tip I kırık gözlenmezken, Tip II kırık yalnızca Vita Enamic grubunda gözlenmiştir. Vita Enamic ile Grandio Bloc (p = 0,0265) ve Vita Enamic ile CeraSmart (p = 0,0013) arasında kırık tipleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanırken, Grandio Bloc ile CeraSmart grupları arasında herhangi bir farklılık görülmemiştir (p=0,4783). CeraSmart grubunda restoreedilebilir kırık görülmezken, Vita Enamic grubunda %66,67, Grandio Bloc grubunda ise %16,67 oranında restore edilebilir kırık meydana gelmiştir. Sonuç: Bu çalışmanın sınırları dahilinde Vita Enamic hibrit seramik materyalinin kırılma dayanımı değerinin diğer iki materyalden oldukça düşük olduğu ve incelenen tüm materyaller arasında kırılma dayanımı açısından anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Ancak Vita Enamic grubunda meydana gelen kırıkların restore edilebilirliğinin diğer materyallere göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, endokron, hibrit seramik, kırılma dayanımı, indirekt restorasyon, kanal tedavisiÖğe Mandibuler retrognatiye bağlı Sınıf II düzensizliklerde hareketli fonksiyonel apareylerin uzun dönem tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) Saçıkara, Barış; Doğan, ServetAmaç: Büyüme ve gelişim dönemindeki, mandibuler retrognatiye bağlı Sınıf II maloklüzyonlu bireylerde, hareketli fonksiyonel apareylerle (HFA) uygulanan fonksiyonel ortopedik tedavi (FOT) ve takiben uygulanan sabit ortodontik tedavinin (SOT) iskeletsel, dişsel ve yumuşak doku etkilerini değerlendirmek ve tedavi uygulanmayan kontrol grubunda gözlenen büyüme–gelişim değişimleriyle karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif kohort çalışmaya, kontrol başında (T0) sefalometrik ölçümler sonucunda mandibuler retrognati kaynaklı Sınıf II maloklüzyona sahip olduğu belirlenen ve kontrol sonuna kadar (T1) sırasıyla hareketli fonksiyonel apareyler (Twin Blok, n=11; Sander, n=7) ve ardından SOT uygulanan 18 hasta (12 kız, 6 erkek; yaş ortalaması 11,61±1,63 yıl) dahil edilmiştir. Kontrol grubu, AAOF boylamsal büyüme çalışmaları arşivlerinden, tedavi grubu ile eşleştirilerek seçilen, Kafkas (Caucasian) kökenli ve ortodontik tedavi uygulanmamış 17 bireyden (6 kız, 11 erkek; yaş ortalaması 11,28±0,78 yıl oluşturulmuştur. İskeletsel yaşın belirlenmesinde CVM (Servikal Vertebra Maturasyonu) analizi kullanılmıştır. T0 ve T1 lateral sefalometrik radyografilerinde toplam 134 adet ölçüm yapılmıştır. İstatistiksel analizde; farkı yaratan grubun ortaya çıkartılması için post hoc Bonferroni testleri kullanılmıştır. Analizler, IBM Statistical Package for Social Sciences (SPSS) Windows version 27 (SPSS Inc. Chicago, IL, USA) programında gerçekleştirilmiştir. Bulgular: (T1–T0) arası değişim bulguları incelendiğinde: Ortalama takip süresi tedavi grubunda 3,47±0,94 yıl, kontrol grubunda 4,13±0,91 yıldır (p=0,057). Bireyler, T0 döneminde maksimum pubertal büyüme atılımı öncesi, CS 2 veya CS 3; T1 döneminde CS 4 veya CS 5 evresindedir. İskeletsel ölçüm verileri incelendiğinde; SNA açısında tedavi grubunda azalma (-0,75°), kontrol grubunda artış (0,76°) saptanmıştır (p=0,007). A/OLp mesafesindeki artış miktarı tedavi grubunda 1,76 mm iken, kontrol grubunda 4,90 mm olarak ölçülmüştür (p=0,001). İstatistiksel analiz sonucunda; toplam mandibuler uzunluk artışı ve SNB açısındaki değişimler açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Vertikal ölçümler incelendiğinde; SArGo açısındaki artış tedavi grubunda 2,41° iken, kontrol grubunda 0,82° düzeyindedir (p=0,036). SN–GoGn açısında tedavi grubunda (0,92°) artış saptanırken, kontrol grubunda (-0,88°) azalma kaydedilmiştir (p=0,021). Dişsel değişimler incelendiğinde; overjet miktarındaki azalma tedavi grubunda -5,66 mm iken, kontrol grubunda -0,26 mm'dir (p<0,001). Overbite miktarında tedavi grubunda (-2,28 mm) ve kontrol grubunda (-0,05 mm) azalma saptanmıştır (p<0,001). U1–SN açısı tedavi grubunda azalma (-8,24) ve kontrol grubunda artış (0,72) göstermiştir (p<0,001). Alt kesicilere ait açısal (L1–MP, L1–FH, L1–NB) ve boyutsal (ii/OLp, ii/OLp - Pg/OLp) ölçümlerin tamamında, gruplar arası değişim farkı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Yumuşak doku değişimleri incelendiğinde; mentolabial açıda tedavi grubunda artış (20,39°), kontrol grubunda azalma (-0,55°) bulunmuştur (p<0,001). N'SnPg' açısı tedavi grubunda artış (2,11°) ve kontrol grubunda ise azalma (-2,82°) göstermiştir (p = 0,007). H açısındaki azalma tedavi grubunda -4,88° iken, kontrol grubunda -0,09° düzeyindedir (p<0,001). Sonuç: Maksimum pubertal büyüme atılımı öncesi uygulanan FOT ve bunu izleyen SOT, tedavi grubunda kontrol grubuna göre mandibuler boyutsal ölçümlerde ek bir artış sağlamamaktadır. Tedavi grubunda görülen sagittal yöndeki düzelmede; maksillanın anterior yönde büyümesinin sınırlanması, oklüzal düzlemde geriye rotasyon ve dentoalveoler kompanzasyon etkilidir. Alt dudak–çene ucu ilişkisi ve profil estetiği ile ilişkili yumuşak doku ölçümlerinde tedaviye bağlı olumlu değişimler elde edilmektedir. Tedavinin başarısının; bu çok yönlü toplam etki üzerinden anlatılması kanıta dayalı ortodonti açısından doğru ve gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel ortodontik apareyler, Angle Sınıf II maloklüzyon, Retrognati, Sefalometri, Takip çalışmaları, Retrospektif çalışma.Öğe Üç farklı teknikle üretilen posterior adeziv restorasyonların mekanik özelliklerinin İn-vitro incelenmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Acar, Gözde; Peşkersoy, CemAmaç: Çalışmamızın birincil amacı posterior bölgede tek diş eksikliklerinde farklı yöntemler kullanılarak yapılan adeziv restorasyonların yaşlandırma uygulaması sonrası optik özelliklerinin incelenmesi ve mekanik dayanıklılıklarının değerlendirilmesidir. İkincil amacı ise Sonlu Elemanlar Stres Analizi (SESA) yöntemini kullanılarak ağız içi statik ve dinamik çiğneme kuvvetlerin kırılma dayanımına etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 30 premolar ve 30 molar olmak üzere 60 adet çekilmiş insan dişi kullanıldı. Çekilmiş dişler çene arkındaki pozisyonlarına uygun olarak, 1 molar ve 1 premolar şeklinde gruplanarak kuron kısımları açıkta kalacak şekilde akrilik bloklar içerisine gömüldü. Periodontal dokuların taklit edilmesi için silikon ölçü maddesi kullanıldı. Dişler kullanılacak yönteme göre rastgele seçim yapılarak 3 gruba ayrıldı. Grup 1 (3B); Üç Boyutlu dental yazıcı ile yapılacak restorasyonlar (n=10): Bu grupta dişler ağız içi tarayıcı (Trios 3, 3shape) yardımıyla taranarak dijital ortama yüklendi. Bilgisayar destekli tasarım programı DWOS (DentalWings, Montreal QC, Kanada) ile tasarımı yapılan restorasyonun 3 Boyutlu dental yazıcı yardımıyla reçine (VarseoSmile Crown plus; BEGO, Bremen, Almanya) ile üretimi yapıldı. Grup 2 (FÖ); Fiber örgü ve direkt kompozit ile yapılacak restorasyonlar (n=10): Bu grupta dişler fiber örgü iskelesi (İnterlig, Angelus, Brazilya) üzerine akışkan kompozit (Charisma Flow, Heraeus Kulzer, Hanau, Almanya) ve adeziv (Gluma Universal Bond, Heraeus Kulzer, Henau, Almanya) uygulanması sonrası direkt kompozit (Charisma Smart, Heraeus Kulzer, Hanau, Almanya) ile restore edildi. Grup 3 (İK); İndirekt kompozit ile yapılacak restorasyonlar (n=10): Bu grupta ise serbest teknikle kompozit (Signum, Heraeus Kulzer, Hanau, Almanya) uygulandı. Restorasyonlar tamamlandıktan sonra örneklerin yaşlandırma işlemi öncesi ve sonrası L*, a*, b* değerleri CIEDE2000 renk formülasyonuna uygun şekilde bir spektrofotometre cihazı (Vita Easyshade V, Vita Zahnfabrik, Almanya) ile ölçülüp kaydedildi. Ardından restorasyonların mekanik dayanıklılıklarını değerlendirmek için V kırılma dayanımı testi, universal test cihazı (Shimadzu AG-X, Japonya) kullanılarak gerçekleştirildi. Verilerin istatistiksel analizinde ANOVA tek yönlü varyans analizi ve post-hoc Tukey testleri kullanıldı. Çalışmada ölçülen kırılma dayanımı (KIC) değerlerinin ağız ortamındaki şartları taklit edebilecek bir simülasyon ortamında doğruluğunun ve tutarlılığının saptanması amacıyla sonlu elemanlar stres analizi uygulandı. Bulgular: Kırılma dayanımı açısından incelendiğinde; ANOVA test sonucunda kırılma dayanımı ortalamaları 3B grubu için 396,34 N, FÖ grubu için 1057,9175 N, İK grubu için ise 763,11 N olarak bulunmuştur. Üç grubun kırılma dayanımları ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p <0,05). Post-hoc testi sonucunda ise 3B ve FÖ gruplarının kırılma dayanımları arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p <0,05). Renk değişimi parametreleri değerlendirildiğinde; FÖ, ΔE00 açısından en yüksek değerlere sahip olup hem 3B grubu ile hem de İK grubu ile anlamlı farklar göstermektedir. 3B ve İK ise birbirine benzerdir ve aralarında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Mekanik test sonuçlarının simülasyon verileri ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çiğneme kuvvetlerinin fazla olduğu posterior bölgede fiber örgü kullanımı mekanik dayanıklılığı arttırmaktadır. Bunun yanı sıra daha yeni bir sistem olan üç boyutlu dental yazıcılarla üretilen restorasyonların kullanımı için materyallerin mekanik özelliklerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır, ancak çiğneme kuvvetinin daha az olduğu anterior bölge tek diş eksikliklerinde bu materyallerin kullanımı ümit verici olabilir. Anahtar Kelimeler; İndirekt restorasyon, üç boyutlu dental yazıcı, adeziv köprü, renk değişimi, fiber örgü, sonlu elemanlar stres analiziÖğe Ege Üniversitesi Endodonti Anabilim Dalı'na başvuran hastaların bilgi ve kaygı düzeylerinin değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Çakır, Samet; Miçooğulları, Seniha SenemAmaç: Dental kaygı, bireylerin diş tedavilerinden kaçınmalarına neden olan ve bu durum sonucunda ağız ve diş sağlıklarını olumsuz etkileyebilen yaygın bir durumdur. Endodontik tedaviler, hastalar arasında yüksek düzeyde kaygı oluşturabilen diş hekimliği prosedürleri arasında yer almakta olup, bu kaygının çeşitli faktörlere bağlı olarak değiştiği bilinmektedir. Cinsiyet, yaş, eğitim durumu, tedavi hakkındaki bilgi düzeyi gibi değişkenlerin dental kaygı seviyeleri üzerindeki etkisini değerlendirmek, hasta-hekim ilişkisinin güçlendirilmesi ve tedavi süreçlerinin iyileştirilmesi açısından önemlidir. Bu çalışmada, Ege Üniversitesi Endodonti Anabilim Dalı'na başvuran hastaların endodontik tedavilere yönelik bilgi düzeyleri ve kaygı seviyeleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, Ege Üniversitesi Endodonti Anabilim Dalı'na başvuran ve sistemik olarak sağlıklı olan 150 hasta katılmıştır. Katılımcılara, araştırmaya başlamadan önce gönüllü onam formu sunulmuş ve onay alınmıştır. Ardından, hastalara bilgi düzeyi anket formu ve Spielberger'in Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-II) verilerek doldurmaları istenmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemleri ile değerlendirilerek, hastaların bilgi seviyeleri, kaygı skor ve dereceleri ve cinsiyet, yaş gibi demografik faktörlerin kaygı düzeyine etkisi incelenmiştir. Bulgular: Yaş grupları ve cinsiyetler arasında STAI-I skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış olup erkekler ve 61 yaş üzeri bireylerde STAI-I skorları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Eğitim düzeyi ve kanal tedavisi deneyiminin STAI skorları üzerinde anlamlı etkisi görülmemiştir. STAI-I ve STAI-II arasında anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma, bireylerin kaygı düzeylerinin cinsiyet ve yaş gibi demografik değişkenlerden etkilendiğini ortaya koymuştur. Eğitim düzeyi ve tedavi deneyiminin kaygı düzeyine etkisi gözlenmemiştir. Bulgular, hasta bilgilendirmesinin ve iletişimin endodontik tedavi süreçlerinde önemli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Dental Anksiyete; Endodontik Tedavi; Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri; Hasta Bilgi Düzeyi; Dental KaygıÖğe Dental implant torklama işleminde kullanılan farklı tork anahtarlarının karşılaştırılması(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Yaylacı, Ekin; Kümbüloğlu, ÖvülDental İmplant Torklama İşlemBnde Kullanılan Farklı Tork Anahtarlarının Karşılaştırılması Amaç: Bu çalışmada dental ,mplantoloj,de kullanılan farklı tork anahtarlarının hedef tork değer,ne ulaşmadak, doğruluğunu ve performanslarını karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada b,r adet yaylanım t,p, tork anahtarı (NTA İmplant (P,latus Sw,ss Dental GmbH, İsv,çre)), b,r adet sürtünmesel t,p tork anahtarı (NTA İmplant (P,latus Sw,ss Dental GmbH, İsv,çre)) ve b,r adet tek tork değerl,kl, tork anahtarı (DENTSPLY İmplant (Mölndal, Sweden)) kullanılmıştır. Abutment olarak 4 adet NTA (P,latus Sw,ss Dental GmbH, İsv,çre) 4.2 mm çapa sah,p ve 10 mm boyunda ,mplant, 1 adet Fr,al,t (X,ve, DENTSPLY Fr,adent, Mannhe,m, Germany) 4.5 mm çapa sah,p 13 mm boyunda ,mplant, 4 adet NTA İmplant (P,latus Sw,ss Dental GmbH, İsv,çre) standart s,mante dayanak, 1 adet adet Fr,al,t (X,ve, DENTSPLY Fr,adent, Mannhe,m, Germany) standart s,mante dayanak kullanılmıştır. Tork ölçümler, d,j,tal b,r tork ölçer (MTT03-12, Mark-10 Co., H,cksv,lle, NY, USA)) ,le değerlend,r,lm,şt,r. Kl,n,syen açısına göre torklamalar d,j,tal b,r açı ölçer (Neoteck, İng,ltere) kullanılarak yapılmıştır. Yapılan güç anal,z,ne göre süre bağımlı ve bağımsız deneyler ,ç,n grup başına 9 torklama, kl,n,syen,n bakış açısına göre yapılan deney ,ç,n grup başına 50 torklama ve toplamda 339 adet torklama yapılmıştır. Elde ed,len ver,ler ,stat,st,ksel olarak Kruskal-Wall,s test, ve ardından gruplar arası farkları değerlend,rmek ,ç,n ,k,l, karşılaştırma testler, ,le anal,z ed,lm,şt,r. Bulgular: Süreden bağımsız testlerde, B t,p, (sürtünmesel t,p) tork anahtarı en yüksek ortalama tork değer,n, (32,12 ± 0,95 N/cm) üret,rken, C t,p, (tek tork değerl,) tork anahtarının en düşük ortalama tork değer,ne (23,57 ± 0,40 N/cm) sah,p olduğu bel,rlenm,şt,r. A t,p, (yaylanım t,p,) tork anahtarının ürett,ğ, tork değerler,n,n ,se bu ,k, anahtar arasında b,r ortalama serg,led,ğ, görülmüştür. Süreye bağımlı testlerde, yavaş torklama (>4 san,ye) sırasında üret,len tork değerler,n,n, hızlı torklama (1-4 san,ye) sırasında üret,len değerlere göre daha yüksek olduğu gözlemlenm,şt,r. Özell,kle A ve B t,p, tork anahtarlarının torklama süres,ne göre ürett,ğ, tork değerler, arasında ,stat,st,ksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,001). A vii t,p, tork anahtarı her ,k, hızda da tutarlı b,r performans serg,lerken, B t,p, tork anahtarının hızlı torklama sırasında daha fazla değ,şkenl,k gösterd,ğ, saptanmıştır. C t,p, tork anahtarında ,se yavaş torklamada oldukça tutarlı b,r performans gözlemlenmes,ne rağmen, hızlı torklamada varyasyon oranının arttığı tesp,t ed,lm,şt,r. Kl,n,syen,n bakış açısına göre yapılan değerlend,rmede, A t,p, tork anahtarının 90 derece açıda en yüksek tork değerler,n,, 60 derece açıda orta düzeyde tork değerler,n, ve 30 derece açıda ,se en düşük tork değerler,n, ürett,ğ, bel,rlenm,şt,r. Açılar arasında ,stat,st,ksel olarak anlamlı farklar bulunmuş (p<0,001), 90 derece bakış açısının torklama değerler,n,n doğruluğu açısından en tutarlı sonuçları sunduğu ortaya konmuştur. Sonuç: Farklı tork anahtarlarının performansı ve kl,n,k kullanıma uygunluğu anal,z ed,lm,şt,r. Süreye ve bakış açısına bağlı testler, torklama koşullarının ölçüm doğruluğunu etk,led,ğ,n, gösterm,şt,r. Sürtünmesel t,p tork anahtarı en yüksek tork değerler,n, üret,rken, yaylanım t,p, anahtar daha tutarlı sonuçlar verm,şt,r. Kl,n,k uygulamalarda, özell,kle hızlı torklama ve açı değ,ş,mler,n,n doğruluk üzer,ndek, olumsuz etk,ler, d,kkate alınmalıdır. Bakış açısındak, değ,ş,mler,n tork değerler,nde anlamlı farklılıklar yaratması, paralaks etk,s,n,n önlenmes, gerekt,ğ,n, ortaya koymaktadır. Bu bulgular, torklama sürec, ve kullanılan c,hazların seç,m,nde d,kkat ed,lmes, gereken öneml, kr,terler sunmaktadır. • Anahtar KelBmeler; Dental İmplant, Tork Anahtarları, V,da Kırığı, V,da Gevşemes,Öğe Karbamid peroksit ve hidrojen peroksit içeren ağartma ajanlarının klinik etkinliğinin incelenmesi: Retrospektif bir çalışma(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Ağartıoğlu, Merve; Kemaloğlu, HandeAmaç: Bu retrospektif çalışma, 2022-2024 yılları arasında Ege Üniversitesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen intrakoronal ağartma işlemlerinde kullanılan hidrojen peroksit ve karbamid peroksit içeren ağartma ajanlarının klinik etkilerini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Çalışma, tek bir hekim tarafından uygulanan tedavilerde bu iki farklı ajan arasındaki etkinliği ve ajanların altı aylık renk stabilitesini incelemeyi hedeflemektedir. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı'nda intrakoronal ağartma tedavisi yapılan hastalar taranarak dahil edilme kriterlerine uygun olan 40 hasta seçilmiştir. Renk objektif olarak (ΔE00, ΔSGU) VITA Easyshade V spektrofotometresi (VITA Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya) ile subjektif olarak (ΔSGU) da VITA Klasik Skalasıyla değerlendirilmiştir. Ağartma tedavisinde seans sayıları sabitlenmeyip ağartma etkinliğinde bir kıyas olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle tüm hastalarda bulunan başlangıç, birinci seans, restorasyon öncesi, restorasyon sonrası, birinci ay kontrol ve altıncı ay kontrol diş renkleri analiz edilmiştir. Veri analizinde, SPSS 25.0 deneme sürümü kullanılarak çeşitli tanımlayıcı ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntemler uygulanmıştır. HP ve KP gruplarının etkinliklerinin karşılaştırılması için Mann-Whitney U testi ve karışık desen ANOVA testi kullanılmıştır. Bonferroni testi ile zaman dilimleri arasındaki farklar analiz edilerek, her iki ajan için zamana bağlı etkinlik değişimleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bulgular: Renk değişiminde VK Skalası ve spektrofotometre ile elde edilen ΔSGU ve ΔE00 sonuçlarında gruplar arası anlamlı bir fark elde edilememiştir (p> 0,05). Analiz sonuçlarına göre ΔSGU ve ΔE00 değerleri üzerinde zamanın ana etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Her iki grupta da ΔSGU ve ΔE00 değerlerinde sadece başlangıç-birinci seans renk ölçümü diğer ölçüm zamanlarından farklı bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuçlar, HP ve KP gruplarında renk değişiminin başlangıçtan birinci seansa kadar arttığını, ağartma sonrası ölçüm zamanlarında ise stabil kaldığını göstermektedir. Kullanılan tüm renk ölçüm yöntemlerinde elde edilen sonuçlar birbirleriyle tutarlı bulunmuştur. Seans sayılarında ise HP grubunda ortalama iki seansta ağartma elde edilirken, KP grubunda ortalama üç seansta ağartma tedavisi tamamlanmıştır ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Sonuç: HP ve KP renklenmiş, kök kanal tedavili dişler üzerinde önemli bir ağartma etkisine sahiptir. Renk stabilitesinin geçerli bir değerlendirmesi ve ağartma ajanlarının konsantrasyonlarının karşılaştırılması için, uzun süreli geri çağırmalarla daha ileri çalışmalar gereklidir.Öğe Sürtünmesel kilitlenen implant-dayanak bağlantısının farklıvuruş sayılarındaki çıkarma dayanımının in-vitro incelenmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Kılıç, Leyla; Gökçe, BülentAmaç: Bu çalışmada; farklı kuyu çaplarına sahip sürtünmesel kilitlenen vidasız konik implant- dayanak bağlantılı sistemlerde farklı vuruş sayıları ve tekrarlayan söküp takma işlemleri sonrası bağlantı dayanımını çıkarma tork verilerini değerlendirerek in-vitro koşullar altında karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada için sürtünmesel kilitlenme mekanizmasına sahip, 1.5° koniklikte ve 2 mm, 2.5 mm, 3 mm bağlantı çapları olan altmış üç adet Titanyum Grade 5 alaşımlı iki parçalı implant-dayanak bağlantı örneği üretilmiştir. Dayanaklar, implantlara parmak basıncıyla yerleştirilmiş ardından üretici protokolüne uygun olarak standart yaylı bir çekiçle belirlenen vuruş sayısına göre (3, 6, 12) sabitlenmiştir. Dayanağın döndürülerek implant gövdesinden ayrılması sırasında ölçülen çıkarma tork değerleri, dijital tork ölçerle gerçekleştirilmiştir. Veriler bilgisayara aktarılıp analiz edilmiş ve her örneğin en yüksek çıkarma torku değeri newtonsantimetre (N-cm) cinsinden kaydedilmiştir. Tüm prosedürler aynı araştırmacı tarafından her örnek için yedi döngü boyunca uygulanmıştır. İstatistiksel analiz için, her grubun ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Çıkarma tork değerleri ANOVA ile analiz edilmiş, normal dağılım Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleriyle doğrulanmış, grup içi ve grup dışı farklılıklar Post-hoc Bonferroni testi ile incelenmiştir. Bulgular: Dayanak çıkarma tork analizi sonuçlarına göre, çıkarma tork değerleri bağlantı kuyu çapı (2, 2.5 ve 3 mm) ve vuruş sayısına (3, 6, 12) bağlı istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,001); en yüksek tork değeri 3 mm kuyu çapında ve 12 vuruş sayısında (49,85±1,56 N/em) elde edilmiştir. Tekrarlayan söküp takma işlemleri sonrası tork değerleri matematiksel olarak azalsa da, bazı döngüler arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p<0,05). Sonuç: Sürtünme ile kilitlenen vidasız konik implant-dayanak bağlantı sistemlerinde, bağlantı çapı ve vuruş sayısındaki artış çıkarma torku değerlerini artırmıştır. Ancak, tekrarlanan söküp takma işlemleri sonrası tork kaybı gözlenmiş ve vuruş sayısı ile bağlantı çapındaki artış bu kaybı engelleyememiştir. Anahtar kelimeler: dental implantlar; gerçek vidasız Morse konik bağlantı; burulma-çekme kuvveti; sürtünmesel bağlantı dayanımıÖğe Gülümseme parametrelerinin değerlendirilmesinde hekim ve yapay zeka algoritması tarafından gerçekleştirilen analizlerin karşılaştırılması(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Özbek Balıkçı, Esin; Dindaroğlu, FurkanAmaç: Bu çalışmanın amacı, videografilerden elde edilen yüz cephe gülümseme fotoğraflarında, araştırmacı tarafından manuel olarak yapılan ve yapay zeka (YZ) destekli bir model kullanılarak yapılan yumuşak doku ölçümlerinin uyumunu ve tekrarlanabilirliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Videografi kayıtlarından elde edilen 100 katılımcıya ait yüz cephe gülümseme fotoğrafı hem manuel hem de YZ destekli yöntemle analiz edilmiştir. Manuel ölçümler araştırmacı tarafından Adobe Photoshop 2024 (Adobe Systems, CA, ABD) programında gerçekleştirilmiştir. YZ yöntemi olarak, Ensemble of Regression Trees (ERT) algoritmasını kullanan açık erişimli Dlib Shape Predictor 68 modeli tercih edilmiştir. Nokta tespiti sisteminden elde edilen verilerin işlenmesinde ise ileri düzey çok modlu bir model olan GPT-4o (OpenAI, CA, ABD) kullanılmıştır. İki yöntem arasındaki farklar eşleştirilmiş t-testi ve Bland–Altman analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: 20 yumuşak doku parametresinden 10'unda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). En büyük ortalama fark üst dudak uzunluğu ölçümünde gözlenmiştir (ortalama=1,04 mm, %95 CI: 0.83; 1,25); en küçük fark ise burun ucu sapması ölçümünde saptanmıştır (ortalama=0,06 mm, %95 CI: –0,08; 0,20). Bland–Altman analizi, ölçümler arasında değişken uyum aralıkları göstermiştir. En geniş uyum sınırları bigonial genişlikte (–5,7 ile 7,66 mm), en dar uyum sınırları ise gülümseme indeksi ölçümünde (–1,13 ile 1,37 mm) gözlenmiştir. Sonuç: YZ destekli sistemler, ortodontik tanı süreci için umut verici bir potansiyel sunmaktadır. Ancak, mevcut kısıtlılıklar ve bu sistemlerin daha fazla geliştirilmesi gerekliliği göz önünde bulundurularak elde edilen bulgular dikkatle yorumlanmalı ve bu yöntemler manuel tekniklere tamamlayıcı olarak değerlendirilmelidir. IV Anahtar Kelimeler; yapay zeka; ortodonti; gülümseme; yumuşak doku; dental fotoğraf; fotogrametriÖğe Tek taraflı konjenital diş eksikliği bulunan hastalardamandibular ramus asimetrisinin değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) İz, Fidan; Dindaroğlu, FurkanAmaç: Bu çalışmanın amacı, tek taraflı konjenital diş eksikliği olan bireylerde mandibular ramus asimetri varlığının panoramik radyografi yöntemi ile değerlendirmektir. Ayrıca, bu hastalarda gözlemlenen simetri değerleri, diş eksikliği bulunmayan ve iki taraflı diş eksikliği olan bireylerden oluşan kontrol grupları ile karşılaştırılarak, tek taraflı eksikliğin mandibular simetri üzerindeki potansiyel etkilerini ortaya koymaktır. Yöntem: Çalışmada, tek taraflı konjenital diş eksikliği, çift taraflı konjenital diş eksikliği ve diş eksikliği bulunmayan nötral oklüzyonlu bireylerin panoramik radyografileri değerlendirilmiştir. Çalışmaya toplam 150 olgu dahil edilmiş olup, bireyler metodolojik olarak üç gruba ayrılmıştır. (Grup 1: Diş eksikliği bulunmayan bireyler , Grup 2: Çift taraflı simetrik diş eksikliği bulunan bireyler, Grup 3: Tek taraflı asimetrik diş eksikliği bulunan bireyler). Radyografiler üzerinde sağ ve sol kondil uzunluğu, ramus uzunluğu ve mandibular uzunluk ölçümleri, Viewbox-4 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Tüm ölçümler aynı araştırmacı tarafından iki kez tekrarlanarak gözlemci içi uyum değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, Habets asimetri formülü uygulanarak kondil, ramus ve mandibular asimetri yüzdeleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Gruplar arasında kondil ve ramus yükseklikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p > 0,05). Ancak tek taraflı agenezi grubunda ramus ve mandibular asimetri indeksleri [RAI: 2,05 ± 1,97; MAI: 2,15 ± 1,79], hem bilateral agenezi grubuna [RAI: 1,50 ± 1,23; MAI: 1,40 ± 1,03] hem de kontrol grubuna [RAI: 0,89 ± 0,87; MAI: 0,82 ± 0,74] kıyasla daha yüksek bulundu (p < 0,001). Ramus asimetrisinin, hem bilateral hem de tek taraflı agenezi gruplarında mandibular asimetri ile güçlü bir korelasyon gösterdiği saptandı (sırasıyla r = 0,750 ve r = 0,715; p < 0,01). Posterior tek taraflı agenezis olgularında kondiler ve mandibular asimetri değerleri anlamlı olarak daha yüksek bulundu. [CAI: 7,67 ± 5,43 vs. 3,98 ± 3,11, p = 0,019; MAI: 2,70 ± 2,14 vs. 1,40 ± 1,11, p = 0,023], buna karşın anterior agenezis için gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi. Ayrıca mandibular IV agenezisi olan bireylerde kondiler asimetri (8,32 ± 5,38), maksiller agenezisi olanlara (4,95 ± 4,19) göre daha yüksek bulundu (p = 0,022). Sonuç: Tek taraflı konjenital diş eksikliği mandibular simetri üzerinde etkili olabilir; özellikle posterior bölgede ve mandibulada yer alan eksiklikler bu etkiyi daha da belirginleştirebilir. Ramus asimetrisi, mandibular asimetrinin önemli bir belirleyicisi olup, bu bireylerde erken dönemde radyografik değerlendirme ile izlem ve müdahale önerilmektedir. Panoramik radyografi ilk değerlendirme için yeterli olsa da, detaylı analizler için üç boyutlu görüntüleme yöntemlerinin tercih edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Mandibular Ramus Asimetrisi, Konjenital Diş Eksikliği, Panoramik RadyografiÖğe Semptomatik ı̇rreversibl pulpitisli dişlerde manuel enstrumantasyon, nikel titanyum rotasyon ve resiprokal hareketle çalışan sistemler ile şekillendirme sonrası postoperatif ağrının karşılaştırılması(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Deniz, İrem; Kandemir Demirci, GözdeBu klinik çalışma, semptomatik irreversibl pulpitis tanısı konmuş Sayısal Derecelendirme Skalası'na göre 7 ve üzerinde olan gerçek endodontik acil müdahale gerektiren mandibular molar dişlerde farklı kök kanal şekillendirme sistemlerinin postoperatif ağrı üzerine etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya dahil edilen 63 hasta rastgele üç gruba ayrılmıştır. Gruplarda sırasıyla manuel el eğeleri, WaveOne Gold ve ProTaper Ultimate sistemleri kullanılarak kök kanal şekillendirme işlemleri gerçekleştirilmiştir. Çürük dokular uzaklaştırıldıktan sonra endodontik giriş kavitesi hazırlanmış; çalışma uzunluğu elektronik apeks bulucu ve dijital periapikal radyografi ile belirlenmiştir. Şekillendirme işlemini takiben %17 etilendiamintetraasetik asit (EDTA), %2.5 sodyum hipoklorit (NaOCl) ve distile su kullanılarak standart irrigasyon protokolü uygulanmıştır. Kök kanalları güta-perka konları ve AH Plus Biyoseramik kök kanal patı ile soğuk lateral kompaksiyon ve tek kon yöntemi ile doldrurulmuş, ardından restorasyon işlemleri aynı seansta tamamlanmıştır. Postoperatif ağrı takibi Sayısal Derecelendirme Skalası (NRS) kullanılarak kök kanal şekillendirmesi sonrası 6. ve 12. saatlerde, ayrıca 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. günlerde ve kök kanal dolumunun tamamlanmasının ardından 30. günlerde yapılmıştır. Hastalar, ağrıya ek olarak analjezik kullanım miktarlarını da bildirmiştir. Elde edilen veriler, ağrı skorlarının zamanla azaldığını göstermiştir. Üç grup arasında postoperatif ağrı düzeyleri ve analjezik kullanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Benzer şekilde, yaş ve cinsiyet değişkenlerinin ağrı düzeyi üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Bu çalışmanın sonuçları, semptomatik irreversibl pulpitisli mandibular molar dişlerin tedavisinde kullanılan konvansiyonel step-back Ni-Ti döner alet sistemleriyle gerçekleştirilen rotasyon ve resiprokasyon sistemlerinin postoperatif ağrı üzerinde benzer klinik sonuçlar verdiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda her üç sistemin de güvenle kullanılabileceği değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil Tedavi; Ni-Ti Döner Sistemler; Postoperatif Ağrı; Semptomatik İrreversibl Pulpitis.Öğe Oral kavitede kullanılan lokal etkili benzidamin hidroklorür içerikli farmasötik pastilin çürük yapıcı mikroorganizmalar üzerine etkisinin incelenmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Oral Tetik, Gülfer Cansu; Demirbaş, AyşegülAmaç: Günümüzde pastil formundaki çeşitli içerikli farmasötikler farklı endikasyonlarla sıklıkla kullanılmaktadır. Planlamış olduğumuz çalışmada benzidamin HCl içerikli pastillerin diş plağı içerisindeki Streptococcus mutans bakterisine etkisi araştırılmıştır. Pastilin bu konuda daha önce yapılmış bir çalışması mevcut olmayıp bakteri üzerine etkisinin gösterilmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada lokal etkili benzidamin HCl içerikli pastilin supragingival plak içerisinde bulunan çürük yapıcı mikroorganizmalar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma her grupta 25 gönüllü olmak üzere 2 grup toplamda 50 gönüllü üzerinde planlanmıştır. Gönüllüler sağlıklı diş etine sahip 18-65 yaş arası bireyler arasından seçilmiştir. Pastil kullanımının ağız içinde belli bir bölgede lokalize olmamasına bağlı olarak Basitleştirilmiş Oral Hijyen İndeksi baz alınarak 17-16-11-26-27-47-46-31-36-37 nolu dişlerin bukkal yüzünden steril küret ve paperpoint yardımı ile dental plak örneği alınmıştır. Test edilecek farmasötik kullanım prosedürüne uygun olarak gönüllülere temin edilmiştir. Gönüllülerin preparatların kullanımı öncesi ve sonrasında birer kez olmak üzere toplamda iki kez örnek alınmıştır. Örnekler Ege Üniveristesi Fen Fakültesi ABD'nda PCR analizine tabii tutulmuştur. Analiz sonuçları gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: İki gruba randomize olarak dağıtılan gönüllüler ilk olarak tanımlayıcı istatistiksel veriler açısından değerlendirildi. Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, diş fırçalama sıklığı, sigara kullanımı ve alkol kullanımı açısından gruplar arasında yapılan gruplar arası karşılaştırmada anlamlı bir fark saptanmadı. Örnekler S.mutans açısından pozitif- negatif olarak değerlendirilip gruplar arasında karşılaştırıldı. Kontrol ve müdahale grupları ilk test ile son test arasındaki S. mutans varlığının değişimi açısından değerlendirildi. Değişimin yapılan istatistiksel analiz anlamlı olmadığı görüldü. S. mutans konsantrasyonlarının ilk ve son plak arasındaki değişimine yönelik yapılan analizlerde anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda benzidamin pastil kullanan deney grubu ile kullanmayan kontrol grubu, başlangıçta ve 1 haftalık süre sonucunda alınan plak örneklerinde, S. mutans pozitifliği ve kantitatif miktarı açısından karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Benzidaminin pastil içeren formu ile yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç mevcuttur. Anahtar Kelimeler: Diş plağı, diş çürüğü, benzidamin, polimeraz zincir reaksiyonu, Streptococcus mutansÖğe Üst çene gömük kanin dişlerin lokalizasyon ve patolojilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak retrospektif olarak değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2025) Albayrak, Cem; Alpöz, EsinAmaç: Bu çalışmada Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntüleri kullanılarak üst çene gömük kanin dişlerin lokalizasyonlarının, kemikte yarattığı patolojilerin ve komşu dişteki rezorpsiyon şiddetinin restrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 2008-2020 yılları arasında, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı Kliniği'nde farklı endikasyonlar nedeni ile çekilmiş 3156 hastanın KIBT görüntüsü incelenmiş ve üst çenede gömük kanin dişi bulunan 134 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Gömük kanin dişlerin lokalizasyonları, vertikal, mezio-distal ve bukko-palatinal pozisyonları Ross ve ark.nın geliştirdiği sınıflandırmaya göre yapılmıştır. Gömük kanin dişin mezio-distal açılanması koronal kesitlerde; bukko-palatinal açılanması ise sagital düzlemde ölçülmüştür. Değerlendirilen bu parametreler kullanılarak gömük kanin dişin gömüklük şiddeti skoru oluşturulmuştur. Kanin dişin komşu dişin kökünde meydana getirdiği rezorpsiyonun şiddeti, 3D-LORTS sistemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Gömük kanin dişin komşu dişte oluşturduğu rezorpsiyon miktarı; vertikal düzlemdeki derinliği, transversal düzlemdeki derinliği ve yayılımı değerlendirilerek elde edilen toplam skora göre rezorpsiyon şiddeti belirlenmiştir. Bulgular: Cinsiyetin maksiller gömük kanin dişin konumu (sağ/sol) üzerindeki etkisi incelendiğinde, cinsiyet ile gömük dişin yönü arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. (p>0.05). Erkeklerde gömüklük şiddeti ile cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunmazken, kadınlarda orta derecede gömüklük durumunun ki-kare testine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek gözlenmiştir. (p<0.05) Kadınlarda gömük kanin dişe bağlı komşu diş rezorpsiyonunun sayısal olarak erkeklerden daha fazla gözlenmesine rağmen ki-kare testine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. (p>0.05) Cinsiyet ile rezorpsiyon şiddeti arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p>0.05). Kanin dişin gömüklük şiddeti ile rezorpsiyon gözlenen diş tipi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir (p<0.05). X Kanin dişin gömüklük şiddeti ile rezorbe olan dişlerin rezorpsiyon şiddetleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p>0.05). Santral dişlerde rezorpsiyon gözlendiğinde, rezorpsiyon şiddetinin az veya orta düzeyde olduğu gözlenmiştir. Lateral dişlerde rezorpsiyon izlendiğinde, rezorpsiyonun şiddetinin yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kanin diş kaynaklı rezorpsiyon gözlenen diş tipi ile rezorpsiyon gözlenen dişlerin rezorpsiyon şiddet skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p<0.05). Gömük kanin dişin bukko-palatinal konumuyla rezorpsiyon gözlenen dişlerdeki, rezorpsiyon şiddeti skoru karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p>0.05). Sonuç: Üst çene gömük kanin dişlerin gömüklük prevalansının kadın bireylerde daha fazla olduğu ve kanin dişlerin en sık palatinal konumda yer aldığı izlenmiştir. Maksiller gömük kanin dişin, en sık orta derecede gömüklük şiddetine sahip olduğu ve santral dişlerde rezorpsiyona neden olduğu saptanmıştır. Gömüklük şiddeti ve rezorpsiyon şiddeti arasındaki korelasyonu değerlendirmek için geniş popülasyonlarda yapılacak çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: maksiller, gömük kanin, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, kök rezorpsiyonu, sınıflandırmaÖğe Odontojenik kistlerin tedavisinde trombosit konsantrasyonlarının kullanımının panoramik radyografi üzerinden fraktal analiz yöntemi ile retrospektif olarak incelenmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) Koska, Çağrı; Akay, Mehmet CemalAmaç: Çene kemiklerinde epitel artıklarından köken alan odontojenik kistlerin enükleasyon yöntemleriyle gerçekleştirilen tedavisine, platelet konsantrasyonları (Trombositten Zengin Fibrin [PRF] ve Konsantre Büyüme Faktörü [CGF]) eklenerek iyileşme dönemindeki trabeküler kemik miktarındaki değişim ve densite oranının panoramik radyografi üzerinden Fraktal Analiz (FA) metoduyla ölçülmesi, çalışmamızın temel amacını oluşturmaktadır. Ayrıca, trombosit konsantrasyonu kullanılmayan vakalarla karşılaştırmalı bir analiz gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: 2019-2023 yılları arasında, odontojenik kisti olan ve tedavileri Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'nda aynı hekim tarafından gerçekleştirilmiş ve tedavileri bitmiş, 18 yaşından büyük 66 hasta dahil edilmiştir. Radyografik değerlendirme ölçümleri ise tedavi sonrası 6. Ve 12. Aylarda alınmış olan panoramik görüntüler üzerinden fraktal analiz yöntemi ile yapılmıştır. 22 hasta CGF uygulanan hasta grubu,22 hasta PRF uygulanan hasta grubu; 22 hasta ise kontrol grubu olarak belirlenerek hastalar 3 gruba ayrılmıştır. Her hasta için belirlenen zaman aralıklarında kistik lezyonun en meziali, santrali ve en distali olmak üzere 3 bölgeden fraktal analiz ölçümü yapılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler için tanımlayıcı istatistikler hesaplanmış ve grafikler çizilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile araştırılmıştır. Grupların 6. ve 12. ay karşılaştırmalarında t testi ile karşılaştırmalar yapılmıştır. 2'den fazla grup ortalamalarını karşılaştırmak için Varyans Analizi (ANOVA-Analysis Of Variance) yapılmıştır. Kist türlerinin karşılaştırılmasında ki-kare analizi kullanılmıştır. Çalışmada p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: T-testinde PRF ve Kontrol gruplarında mezial, santral ve distal bölgelerde zamanla istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmamıştır (p>0,05). CGF grubunda ise mezial ve distal bölgelerde 12. ay ölçümlerinin 6. aya kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir (p<0,05). ANOVA analizinde santral 6. ay ve santral 12. ay ölçümlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış olup (p<0,05), bu değişkenler için ileri analiz amacıyla Tukey HSD post-hoc testi uygulanmıştır. Tukey HSD post-hoc analizi sonucunda santral 6. ay ölçümlerinde PRF ve Kontrol grupları arasında, santral 12. ay ölçümlerinde ise CGF ve Kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Fraktal analiz yöntemi odontojenik kist tedavisi sonrası kemik iyileşmesinin nicel olarak değerlendirilmesinde yararlı bir yöntem olarak görülebilir. Trombosit konsantrasyonlarının enükleasyonla tedavi edilen kist kavitelerinde trabeküler yapının yeniden organizasyonuna katkı sağladığı düşünülebilir.Öğe Tip I diyabetik hastaların periodontal durumlarının ve tükürükteki apelin seviyelerinin sağlıklı bireyler ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) Efe Yavaşoğlu, Demet; Buduneli, NurcanAmaç: Çalışmada, sistemik olarak sağlıklı bireyler ve tip-1 diyabetik hastaların tükürük örneklerindeki apelin seviyesini ve klinik periodontal durumlarını karşılaştırmalı olarak incelemek, tükürük apelin seviyesinin periodontal hastalık tanısında biyobelirteç olma potansiyelini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne başvuran bireylerden dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uygun olarak çalışma grupları oluşturulmuştur. Koşulları sağlayan katılımcıların klinik ve radyografik muayeneleri ile klinik periodontal ölçümleri yapılmış ve tükürük örnekleri toplanmıştır. Hastaların kuru ve temiz kaplara tükürmesiyle toplanan örneklerden standart hacimler alınıp temiz ve kuru eppendorf tüplerine aktarılmış ve -40°C’de saklanmıştır. Örneklerin analizi Johannes Gutenberg Üniversitesi’nde yapılmıştır. Çalışmanın sonunda elde edilen veriler uygun istatiksel analizler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda tip-1 diyabetik olan test grubunda 59, sistemik sağlıklı olan kontrol grubunda 40 olmak üzere toplam 99 katılımcı bulunmaktadır. Gruplar yaş, cinsiyet ve sigara kullanımı açısından benzer dağılım göstermiştir (p>0,05). Tükürük apelin düzeyi kontrol grubunda 1635,1 (IQR=2519,1) pg/ml, test grubunda 1920,7 (IQR=4427,5) pg/ml olarak saptanmış, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,666). Benzer şekilde sondalama derinliği, plak indeksi ve sondalamada kanama değerleri açısından da gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Cinsiyet ve sigara kullanımının apelin düzeyleri üzerinde anlamlı etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın sınırlılıkları içinde; yaş, cinsiyet dağılımı, sigara kullanımı ve klinik periodontal bulguların benzer olması halinde, tip-1 diyabetin tükürük apelin düzeyini önemli ölçüde etkilemediği söylenebilir. Konuya açıklık getirebilmek için, farklı klinik periodontal tanı gruplarında ve daha geniş ölçekle yürütülecek, farklı olası biyobelirteçlerin de incelendiği araştırmalara gereksinim vardır.Öğe Diş eti çekilmelerinde uygulanan mukogingival cerrahinin hasta memnuniyeti ve yaşam kalitesine olan etkisinin değerlen dirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) Şahbaz, Gökçenur; Özçaka Yüksel, ÖzgünAmaç: Diş eti çekilmesi, diş eti kenarının mine-sement sınırına göre apikale yer değiştirmesiyle karakterize, multifaktöriyel etiyolojiye sahip yaygın bir mukogingival problemdir. Bu durum yalnızca kök yüzeyinin açığa çıkmasına değil, dentin hassasiyeti, estetik kaygı, plak kontrolünde güçlük ve dişin prognozuna ilişkin endişe gibi nedenlerle bireyin yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesine de yol açabilmektedir. Bu nedenle diş eti çekilmelerinin tedavi başarısının değerlendirilmesinde klinik parametrelerin yanı sıra hasta odaklı sonuç ölçütleri ve estetik değerlendirmelerin de dikkate alınması önem taşır. Bu çalışmanın amacı, diş eti çekilmesi bulunan bireylerde uygulanan mukogingival cerrahinin yaşam kalitesi, hasta memnuniyeti ve estetik sonuçlar üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Ayrıca, yumuşak doku fenotipinin bu sonuçlar üzerindeki olası etkisi incelenecektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya diş eti çekilmesi şikayetiyle başvuran çalışmaya katılmayı kabul eden 55 hasta ve bu hastalara ait 106 diş dahil edilmiştir. Klinik parametreler, hasta odaklı sonuç ölçütleri ve estetik sonuçlar cerrahi tedavi öncesinde ve cerrahi tedaviden sonra 3.ayda değerlendirilmiştir. Uygulanan cerrahi işlemin bireylerin yaşam kalitesi üzerindeki etkisi Ağız Sağlığı Etki Profili-14 (OHIP-14) ve Ağız Sağlığı ile İlişkili Yaşam Kalitesi-Birleşik Krallık (OHQoL-UK) ölçekleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Hasta memnuniyeti Görsel Analog Ölçek (VAS) ile estetik sonuçlar ise Pembe Estetik Skor (PES) ile ölçülmüştür. Bulgular: Anket verilerinin analizleri sonucunda OHIP-14 skorlarında azalma ve OHQoL-UK skorlarında artış ile uyumlu biçimde ağız sağlığıyla ilişkili yaşam kalitesinde ve VAS ile değerlendirilen memnuniyet düzeylerinde anlamlı iyileşmeler tespit edilmiştir. Estetik değerlendirmede, PES skorlarının başlangıca göre 3. ayda anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir. Fenotip alt analizinde, yaşam kalitesi (OHIP-14, OHQoL-UK), hasta memnuniyeti (VAS) ve estetik sonuçların (PES) zaman içerisindeki iyileşmesinin fenotipten bağımsız olduğu gösterilmiştir. Ayrıca, uygulanan cerrahi yöntemden bağımsız olarak, 3. ayda keratinize diş eti genişliği (KDG), diş eti kalınlığı (DEK), diş eti çekilme miktarı (DÇM) gibi klinik parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızın bulguları, diş eti çekilmelerinin tedavisinde uygulanan mukogingival cerrahinin, hastaların yaşam kalitesi ve memnuniyet düzeyi üzerinde anlamlı ve olumlu etkiler oluşturduğunu, ayrıca estetik sonuçlar ile klinik parametrelerde de iyileşme sağladığını ortaya koymuştur.Öğe Ofis tipi beyazlatma ajanlarının etkinliğinin ve renk stabilitesinin incelenmesi: Retrospektif çalışma(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) Gönüllü, İdil; Kemaloğlu, HandeAmaç: Bu çalışmanın amacı, yüksek konsantarasyonda hidrojen peroksit(HP) içeren farklı ofis tipi beyazlatma ajanlarının etkinliğini ve uzun dönem renk stabilitesini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı’nda ofis tipi beyazlatma tedavisi uygulanan 50 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. Beş farklı beyazlatma ajanı kullanılmıştır: Opalescence (%40 HP), FGM Whiteness HP (%35 HP), FGM Whiteness HP Blue (%35 HP), Biowhiten (%40 HP) ve Powerbright (%35 HP). Renk ölçümleri spektrofotometre (VITA Easyshade V, Almanya) ve standart intraoral fotoğraflar ile tedavi öncesi, tedavi sonrası, tedavi sonrası 1. hafta, 6. ay, 12.ay ve 18. ayda yapılmıştır. Renk değişimi (ΔE00) CIEDE2000 formülü ile hesaplanmıştır. Çalışmaya yalnızca 18 yaş üstü, iyi ağız sağlığına sahip, daha önce beyazlatma yaptırmamış ve labial yüzeylerinde restorasyon bulunmayan hastalar dahil edilmiştir. Çalışmadan elde edilen ΔE00 (renk değişimi) ve ΔSGU (ton farkı) verilerinin istatistiksel analizi SPSS programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin dağılımına bağlı olarak tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve Kruskal–Wallis testleri kullanılmış, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanan durumlarda post-hoc analizler yapılmıştır (p<0,05). Bulgular: Tüm beyazlatma ajanları ile gerçekleştirilen tedaviler sonrasında, 1. haftada istatistiksel olarak anlamlı renk açılması elde edilmiştir. 6. ay kontrollerinde Powerbright ve FGM Whiteness Blue gruplarındaki renk değişimlerinde istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir düşüş tespit edildi (p>0,05). 18. ayda ise Opalescence, FGM Whiteness HP Blue, Biowhiten ve Powerbright gruplarındaki düşüşler istatistiksel olarak anlamlı bulunmazken (p>0,05), yalnızca FGM Whiteness HP grubundaki düşüş istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Sonuç: Çalışmanın bulguları, %35–40 HP içeren ofis tipi beyazlatma ajanlarının etkin ve güvenilir olduğunu göstermektedir. Zaman noktalarına bağlı olarak ajanlar arasında istatistiksel farklılıklar saptanmış olmakla birlikte, elde edilen sonuçlar klinik etkinlik açısından tüm ajanların başarılı olduğunu ortaya koymaktadır. Uzun dönem sonuçların sürdürülebilirliği açısından düzenli takip önerilmektedir.Öğe Üst çene posterior bölgede standart prosedür ile yapılan implantlar ile sinüs lift cerrahisi sonrası yapılan implantların sağkalımının retrospektif değerlendirilmesi(Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2026) Borlu, Burak; Akay, Mehmet CemalAmaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, sinüs lifting uygulanmış ve uygulanmamış implant vakalarında marjinal kemik kaybını ve peri-implant kemik dokusundaki trabeküler yapıyı fraktal analiz yöntemiyle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı’nda tedavi edilmiş toplam 50 hasta dahil edildi. Hastaların 25’ine açık teknik sinüs lifting uygulanırken, 25 hasta standart implant prosedürü ile tedavi edildi. Çalışmada toplam 98 implant değerlendirildi. Sinüs lifting grubunda 41, standart prosedür grubunda ise 57 implant yer aldı. Marjinal kemik kaybı ölçümleri panoramik radyografiler üzerinden mezial ve distal olarak değerlendirildi. Radyografik büyütme oranı implantın gerçek boyu ile radyografide ölçülen boyu karşılaştırılarak kalibre edildi. Peri-implant trabeküler kemik yapısı ise fraktal analiz yöntemi ile incelendi. Fraktal analiz ölçümleri 6. ay ve 2. yıl radyografileri üzerinde gerçekleştirildi. Ayrıca sinüs grubunda rezidüel kemik yüksekliğine göre alt grup analizleri yapıldı. Bulgular: İki grup arasında 2. yıl mezial ve distal marjinal kemik kaybı değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Cinsiyet grupları arasında mezial ve distal marjinal kemik kaybı açısından anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Değişkenlerin yaşa göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturduğu görülmüştür (Sırasıyla; Mezial p=0,013; Distal p=0,040). 18-39 (Genç Erişkin) yaş grubundaki değerlerin diğerlerine göre anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Fraktal analiz sonuçlarında hem gruplar arası karşılaştırmalarda hem de 6. ay ile 2. yıl ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Sinüs lifting grubunda rezidüel kemik yüksekliğine göre yapılan alt grup analizlerinde de marjinal kemik kaybı açısından anlamlı farklılık izlenmedi (p>0,05). Sonuç: Sinüs lifting uygulanmış implant vakalarında marjinal kemik kaybı ve peri implant trabeküler kemik organizasyonu, standart implant uygulamalarına benzer bulunmuştur. Elde edilen bulgular, sinüs ogmentasyonunun uygun endikasyon ve cerrahi protokollerle uygulandığında peri-implant kemik stabilitesi üzerinde olumsuz bir etki oluşturmadığını düşündürmektedir. Fraktal analiz yöntemi ise peri-implant kemik yapısının radyografik değerlendirilmesinde tamamlayıcı bir araç olarak kullanılabilir.












